Küresel çapta otomobil satışları 2001 yılından sonra yani 8 yıllık aradan sonra bu denli düştü. Her ne kadar küresel çapta desek de otomobil satışlarının kırılma yaşandığı pazarlar (Kuzey Amerika ve Avrupa) herkesçe malum. Satışlardaki kırılma 2008 son çeyreğinde çok acı bir şekilde kendisini gösterse de düşüş 2008 yılının ilk altı aylık döneminde de kendini belli etmişti. Bu nedenle, birçok Avrupa ülkesinde (Fransa, İtalya) satışları özendirici faaliyetler, kampanyalar geliştirilmişti.
Kimileri için bir gece ansızın geliveren kriz, yan sanayi firmalarının da iş durumlarını, olanaklarını çok hızlı bir şekilde kötüleştirdi.
Yan sanayide izlenen gelirlerde büyük düşüşler, azalan ve daralan kredi olanakları, birçok firmanın kalite ve inovasyon gücünü oldukça derinden zedelemektedir. Hatta, durumun birçok firmanın varlığını tehdit eder konuma geldiği söylenebilir.
Böylesi dev bir krizden kısa-orta ve uzun vadede hangi önlemlerle çıkılabilir? Malum her kriz aynı zamanda yeni bir şans demektir, krizin yarattığı şanslar nelerdir? Tartışmayı bu konularda yoğunlaştırmak gerekmektedir. Bu yazıda krizin yarttığı şanslardan ziyade krize karşı alınması zorunlu önlemler üzerine değineceğim.
2009-2011 Projeksiyonu
Önce önümüzdeki iki-üç sene zarfında öngörülen hesaplamalara, senaryolara bir göz atalım: Mevcut senaryoların, hesaplamaların kalkış noktası Kasım-Aralık 2008 ya da 2008in son çeyreğinde gerçekleşen satış rakamları. Bu baz ne denli gerçekçi veya değil belki bunun üzerine tartışabiliriz ama sektörün eğilimini belirten firmaların açıklamalarını ciddiye alacak olursak, önümüzdeki üç yıl zarfında küresel çapta 15-20 milyon adet daha az otomobil satışı öngörüldüğünü tespit ederiz. Takriben yıllık bazda % 8-10 aralığında gerçekleşecek bu azalmanın hangi coğrafyalarda daha az ya da yüksek olacağı ise şimdilik bilinmiyor. Ayrıca Amerika ve Avrupa ülkelerinde hazırlanan ve çok kısa sürede devreye alınacak konjonktürü destekleme programlarının bu öngörüleri nasıl etkileyeceği de bilinmiyor.
Küresel çapta azalacak satışların Türkiyeyi nasıl etkileyeceği ve ana sanayilerin önümüzdeki üç sene için öngörüleri ise maalesef bilinmiyor. Çünkü Türkiyede faaliyet gösteren ana sanayilerin merkezinde henüz Türkiyede üretecekleri ve adet sayılarında bir netleşme yok. Bu nedenle, ihracat oranları yüksek yan sanayi firmalarımızın faaliyet gösterdikleri pazarları yakından takip etmek ve hesabı-kitabı buna göre yapmak daha da önemli bir hale gelmektedir.
Yansanayi Ve Çözüm
Genel olarak bakıldığında son yıllara kadar Amerikan orijinli yan sanayi firmaların gerek yatırım gerekse teknoloji açısından sektörü belirlediği söylenebilirdi. Güçlü durumları tabii halen devam etmektedir ama son yıllarda Avrupalı ve bilhassa da Alman orijinli firmaların kar, verimlilik ve inovasyon alanında rakipleri ile göz hizasına geldikleri, hatta bazı noktalarda onları geçtiklerini söyleyebiliriz. Bu başarıda sistematik bir şekilde uygulanan Ar-Ge yatırım ve desteklerinin önemli bir rol teşkil ettiğini belirtmekte fayda var.
Konumuz itibari ile belirtmek istediğim husus, krizden çıkış yöntemleri hakkında Avrupalı meslektaşlarımızı daha yakından takip etmenin önemi ve aynı zamanda zorunluluğudur. Kaldı ki, Türk yan sanayi firmalarının en önemli pazarlarının başında Avrupa gelmektedir.
Bir firmanın bu krizden çıkıp-çıkamayacağı o firmanın stratejik ve finansal yapılanması, konumu ile doğrudan ilintilidir. Stratejik yapılanmadan kast edilen teknolojik güçlülük ve bölgesel yönelimlerdir. Bölgesel yönelim ise kısaca müşteri portföyünden oluşmaktadır. Finans yapılanmasında ki ölçüt ise; firmanın nakit akışı ve öz sermaye durumudur. Mevcut krizin yapısından dolayı krizden çıkış için firmaların finans yapıları bu dönemde daha fazla öneme sahiptir.
Avrupa da olduğu gibi Türkiyede de birçok firmanın krize karşı aldığı ilk önlemler; vardiyaların azaltılması, fazla mesailerin kaldırılması, geçici personelin iş akdinin feshi, iş seyahatlerinin kısıtlanması vs. yönünde oldu. Tüm bunlar kısa vadede firmanın gelir ve re-finans seviyesini stabilize etmeye yönelik yapılması zorunlu kalemlerdir. Ayrıca, nakit akışı optimizasyonu da derhal uygulanmalıdır. Bu optimizasyon tüm yatırım planlarının gözden geçirilmesinden, atıl emlak, makina ve teçhizatların satımınından, alacaklı faturalarının faktoring firmalarına satımını, dışarıya verilen kapasitelerin tekrar şirket içine kazandırlımasına kadar tüm faaliyetleri içerir.
Ayrıca, stok seviyelerinin gözden geçirilerek stok miktarlarının azaltılması, eski siparişlerin gözden geçirilmesi ve sevkiyat frekanslarının kontrolü ve yeniden yapılandırılması yine acil yapılması gerekenler arasındadır.
Tüm bu yukarıda sayılanlar belli bir sistematik içinde yapılmadığı takdirde pek fazla önem ihtiva etmemektedir. Şirketler tıpkı ana sanayiler gibi önümüzdeki üç yıl için kendi stratejilerini ve pozisyonlandırmalarını yapmak zorundadırlar. Ana sanayideki gelişmelere uygun, uyumlu ve bir o kadar da bağımsız stratejiler oluşturmadıkca zincirleme reaksiyonlardan kendimizi kurtaramayız.
Maliyetlerin optimizasyonu konusu krizden önce de çok önemli idi şimdi de önemi bir kat daha artarak önümüzde durmaktadır. Maliyet yapısındaki kaçaklar bir an evvel tespit edilmeli ve rekabeti güçlendirecek pozisyona getirilmelidir. Bunun için uygulanması gereken metod ve konseptlerin sektörde yeterince bilindiğini ama bir türlü uygulanmadığı kendi gözlemlerimle de sabit. Artık bu konuya eğilmekten kaçış yok.
Türk yansanayi firmalarının birazda hazırlıksız yakalandıkları ve bu anlamda da en fazla baş ağırtan konu kapasite-managementi ve bunun finansmanı olsa gerek. Bu aslında sadece Türk yansanayicilerin değil Amerikalı ana ve yansanayilerin de en büyük problemi. Onlar sorunu devlet destekli çözmeye çalışıyorlar. Türkiyede bu sorun dışarıdan desteksiz çözülemeyecek konumda.
Evet, bu kriz aslında sürekli devam eden yansanayi yoğunlaşma sürecinde bir tür temizlik harekatına beklenmeyen, hesap edilmeyen dinamiklik kazandıracaktır. Şuan Avrupa da şirket iflasları, satınalmalar hızlandı. Ayrıca şuana kadar sektörde pek fazla sıcak bakılmayan şirketler arası kooperasyonlarda artış var. Bu konuya Türkiyede de artık gereken önem verilmelidir.
Genel olarak belirtmek gerekirse, binek otomobillere teknolojik parça üreten, hizmet veren inovativ firmalar ticari araçlara parça veren yan sanayi firmalarına nazaran daha avantajlı durumdalar. Bilindiği üzere binek araçların teknolojik ve konfor seviyesi ticari araçlara göre daha yüksek ve daha fazla volüm barındırmaktadır. Maalesef Türkiyede yan sanayi firma profili daha çok ticari araçlara hizmet veren türden. Bu global anlamda bir risk taşımaktadır.
Özetle, kısa vadede nakit akışı optimizasyonu gerçekleştiremeyen, re-finans olanaklarını artıramayacak olan yan sanayi firmalarını büyük tehlikeler beklemektedir. Bunu berteraf edebilecek firmalar ise orta ve uzun vade stratejilerine bir kalibrasyon uygulamak ve krizden sonra oluşacak pazar potansiyellerine hazırlık yapmalıdırlar.