Ali Rıza Büyükuslu arbuyukuslu@yahoo.com.tr
Ne kadar serbest piyasa
Bilindiği üzere son 25 yıla damgasını vuran liberal ekonomik politikalar, serbest piyasa mantığı,sıkı para politikaları kontrolündeki enflasyona odaklı ekonomik ler ve küreselleşme trendinin itici faktörleri olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada ise küresel finans krizinin sonuçları itibarı ile dünya ekonomilerini durgunluğa sokarken, beraberinde getirdiği tahribat, büyüme, yatırım ve istihdam açısından kötümser neticeler ortaya koymaktadır.
Bu itibarla makro ve mikro düzeyde ve özellikle reel sektör bazında düşündüğümüzde ikinci dünya savaşından sonra kıta Avrupası ve Amerikada gündeme gelen devlet destekli Keynesyen politikaların 2009 yılında zamanın ruhuna uyarlanarak yeniden tanımlanması ve belki de devletin piyasaları düzenleyici rolü tekrar ön plana çıkartılarak sektörel bazda bazı koruyucu önlemlerin alınması gerekmektedir. Daha somut bir ifadeyle bugün kriz ortamında Amerikada ve batıda gözlemlediğimiz kapsamlı finansal destek ve yapısal önlemlerin Türkiye piyasalarında özellikle reel sektörü koruyacak, sektörlere moral, güç ve güven verecek dolayısı ile işsizliği önleyecek politikaların bir an önce oluşturulması gerekmektedir.
Konuyla ilgili Sanayi ve Ticaret Bakanlığının yaptığı çalışmalar örnek teşkil etse de daha kapsamlı piyasaya müdahalelerinin ileriki zaman diliminde ekonominin diğer kamu otoriteleri tarafından da gündeme getirilmesi sürpriz olmayacaktır. Sonuç olarak devletin regülasyon görevinin yanı sıra piyasayı çok daha fazla Adam Smithin görünmez eline bırakmadan müdahil olacağı ve yönlendireceği ve aynı zamanda dünyadaki belirsizlikler karşısında toplumun geniş kesimlerini temsil eden sivil inisiyatifler ve uluslar arası kurum ve kuruluşlar ile eş güdüm içinde politikalar üretileceği yeni bir döneme girilecektir.
Bu noktada iş dünyasına da büyük rol düşmektedir. Serbest piyasa ekonomisini geçmişte olduğu gibi kayıt dışı kalabilmenin bir yolu olarak görme alışkanlığını terk ederek kuralları ve üretim ilişkileri yasal alt yapısı oluşturulmuş dünya ve ülke gerçekleri ile ters düşmeyen yeni bir üretim ve paylaşım ine kendilerini hazırlamaları gerekmektedir. Başka bir ifade ile geçmişin kapital birikim paradigması yada anlayışı olan ben sadece üretim, pazar ve sermayeye odaklanırım emek ve ona ilişkin tasarruf ve sorumluluklar kamusal alanın kapsamındadır anlayışı artık terk edilmek zorundadır. Dünyadaki ve ülkelerindeki işsizlik, yoksulluk, eğitim, sağlık, çevre vb gibi tüm toplumsal sorunlara duyarlı yeni bir sermaye yapısının yeniden organize olarak krizi iyi yönetme sürecinde devleti ile her zamankinden daha işbirlikçi ve çalışanı ile de dayanışma içinde olmalıdır. Esas itibariyle şu ana kadar tanımlamak istediğimiz yeni paradigma konsensüs ekonomisidir. Çerçevesi ve kökleri Avrupa Birliğini temsil eden norm, standart ve AB sosyal inde vardır. Dolayısıyla, Türkiyenin nasıl ve ne kadar bir serbest piyasaya ekonomisine ihtiyaç duyduğu sorularının cevabının hepsi AB entegrasyon sürecinde alabileceğimiz mesafeye bağlıdır. Bu nedenle umarım 2009 AB hedeflerine daha fazla kenetlendiğimiz yıl olur…