Yazının başlığında İngilizce innovation sözcüğü yerine önerilen yenilikçilik, yenileşim, yenişim ya da inovasyon kelimelerinden hangisini kullanmanın daha uygun olacağı konusunda epeyce tereddüt ettim. Türk Dil Kurumu Türkçe sözlükte yenileşim önermiştir. KalDer olarak terimler sözlüğümüzde yenilikçiliği kullanmaktayız. Mükemmelliğin sekiz temel kavramı arasında Sürekli öğrenme, yenilikçilik ve iyileştirme kavramını vurgulamaktayız. EFQM Mükemmellik i şekli üzerinde yenilikçilik ve öğrenme geri dönüş okuyla in dinamik yapısındaki sürekli iyileştirmeyi yansıtmaktayız. Diğer taraftan Ulusal İnovasyon Girişimi (UİG) isminde ve hazırladığı raporunda inovasyon sözcüğünü benimsemiştir. Çeşitli ortamlarda yenilikçilik yanı sıra, yenişim sözcüğü de kullanılmaktadır.
Her şeyden önce kullanacağımız sözcüklere özen göstermek neden önemli sorusunu kalite bakış açısıyla yanıtlamak isterim. Yaşam kalitemizin yükselmesi için ulusal rekabet gücümüzün artması gerektiğini, bunun için de yönetim kalitesinin önemini her fırsatta belirtmekteyiz. Yönetim kalitesinin özünde ise düşünce kalitesi yatmakta. Düşünce kalitesi ile dil kalitesi arasında son derece güçlü bir ilişki olduğunu biliyoruz. Einstein in belirttiği gibi Dilin sınırı, beynin sınırıdır . İlköğretim düzeyinde bir Türk öğrenci 6000 sözcükle karşılaşırken, bir Alman veya Amerikalı öğrenci 70.000 dolayında sözcükle karşılaşmaktadır. Bireyin duygu ve düşünce dünyası, anadilinde özümsediği sözcük sayısıyla zenginleşmektedir. Neredeyse günlük yaşamımızda Türkilizce diyebileceğimiz karma bir dille Hay-Bay (Hi-Bye) toplumuna dönüşmemek ve günaydın, hoşçakal gibi sözcüklerimize sahip çıkarak dil kirliliğini yavaşlatıp durdurabilmekte toplumsal bilinç ve duyarlılık son derece önemlidir. Yeni kavramları dilimize kazandırmaya çalışırken, anadilimizde düşünmenin algılama gücümüzü artıracağını unutmamalıyız. Yalın dokusuyla, ses uyumlu, Yeni-iş-şimdi kelimelerinden esinlenerek oluşturulmuş, yenişim sözcüğü, diğer seçeneklere göre daha çekici göründü. Demokratik ve katılımcı bir arayış sonunda, meslektaşlarım ve öğrencilerimin desteğiyle yenişim bu yazının başlığına yerleşti.
Bu yazının konusu sosyal yenişim. Rekabet gücünü artırmada en güçlü silah olan yenişimin, toplumsal dönüşümde de anahtar rol oynadığını dünyadan ve kendi toplumumuzdan vereceğimiz çarpıcı örneklerle özetleyeceğiz.
Önce yenişimin tanımını ve yenişim sıralamasında ulusal karnemize kısaca göz atalım.
Yenişimin Tanımı ve Ulusal Karnemiz
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), yenişim sürecini, bir fikri pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir imalat yahut dağıtım yöntemine, ya da yeni bir toplumsal hizmete dönüştürmek olarak tanımlamaktadır. Özgün bilgiyle farklılık yaratarak, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürürken, yenişimin konusu ürün veya hizmet olabileceği gibi, belirli bir süreç, pazarlama ve örgütsel yenilik de olabilmektedir. Avrupa Kalite Yönetim Vakfı (EFQM) ise, yenişim kavramını OECD ye benzer bir şekilde, düşüncelerin uygulamada yeni ürünlere, hizmetlere, süreçlere, sistemlere ve toplumsal ilişkilere dönüştürülmesi şeklinde tanımlamaktadır. Her iki tanım da yeni fikirlerin üretilmesini ve uygulanmasını içermektedir. Yeni ya da daha iyi uygulamalar ve/veya ürün ve hizmetler ortaya çıkarmak için yaratıcı düşünceler yenişimin ön koşuludur. Özgün düşünceler uygulamaya koyulup ekonomik ve/veya toplumsal değer yaratılması yenişim sürecini tamamlamaktadır. Başka bir deyişle yenişimi özgün düşünceleri paraya ve toplumsal yarara dönüştürme sanatı olarak da tanımlayabiliriz.
Buluş denilince aklımıza telefon, ampul gibi yaşam kalitemizde fark yaratmış ürünler gelmekte. Ne yazık ki buluş listeleri incelendiğinde Türk isimlerinin sayısı sevindirici değildir. Diğer taraftan yaratıcılığı sorun çözme sanatı olarak algıladığımızda, son derece yaratıcı bir millet olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Somut bir örnekle açıklamaya çalışalım.
A.B.D. de 1970 yıllarının ortalarında trafik sorunlarını hafifletmek için araba paylaşımı (carpooling) önerilmiş ve bu yaklaşımı teşvik amacıyla çok yolculu taşıtlar için özel şeritlerin ayrılması sağlanmıştı. Daha sonraki yıllarda şehiriçi ve şehirlerarası seyahatlerde araba paylaşımı için şirketler kurulmuş, teknoloji destekli başarılı uygulamalar geliştirilmişti. Örneğin, internet üzerinde çalışan ve cep telefonundan erişilen yazılımlarla özel taşıtların paylaşılmasını teşvik eden ortamlar yaratılmıştı. Böylece trafik ve enerji sorunlarına bir ölçüde katkıda bulunulduğu bilinmektedir.
Taşıt paylaşımının ilk örneği, İstanbul un simgesi olan dolmuşlarla 1929 Dünya Ekonomik Krizi nin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Cağaloğlu nda lokanta işleten Aşçı Halit, ekonomik sıkıntılar nedeniyle iş çıkışı taksiciliğe de başlamıştı. Ancak kriz döneminde hiç müşteri bulmadan eve döndüğüde oluyordu. Sürekli müşterisi Musevi işadamı işlerin bozulduğunu ve artık taksiye binemeyeceğini söyleyince, Aşçı Halit yaratıcı çözümünü üretti. Aynı yöne giden dört müşteri isterlerse, ücreti paylaşarak beraber seyahat edebileceklerdi. Bu basit ama yenilikçi düşünceyle, Nişantaşı–Eminönü dolmuş seferlerine adım atılmaktaydı. Böylece Türkiye de dolmuşçuluk resmen başlıyordu. Aşçı Halit, sürücülük yanı sıra, Karaköy İskelesi nin önünde 5 kuruşa Taksim diye bağırarak, ileride dolmuş duraklarında düzeni koruyan ve değnekçi denilen yeni bir mesleğin doğuşunu da sağlamıştı. İşte ekonomik krizlerin yaratıcı çözümleri artıran bir fırsat ortamı oluşturduğunun somut bir kanıtı. Bu örnekte, krizlerin tüm olumsuz yönlerine rağmen yaratıcılığı da körüklediğini ve krizleri fırsata dönüştürmenin yararını açıkca görmekteyiz. Bu dönemde Belediye ve Tramvay Şirketi yöneticilerinin, uygulamanın taksi talimatnamesine aykırı olduğunu belirterek engellemesi nedeniyle dolmuşçuluk uzun yıllar kaçak olarak yapıldı. 24 yıl içerisinde kentte tam 150 tane dolmuş hattı oluştuktan sonra, İstanbul Belediyesi 1954 yılı sonunda, dolmuşçuluğun önlenemeyen yükselişini kabullenerek ilk dolmuş tarifesini belirledi.
Her yıl yayınlanmakta olan Avrupa Yenişim Karnesi (EIS- European Innovation Scoreboard) 29 göstergeden oluşan bir endekse göre 27 AB ülkesi yanı sıra Türkiye, Hırvatistan, İsviçre, İzlanda ve Norveç i değerlendirmektedir. Ocak 2009 da yayınlanan son istatistiklere göre Türkiye 2008 yılında 0.205 puanla 32 ülke arasında son sıradadır. İlk beş ülke sırasıyla İsviçre, İsveç, Finlandiya, Almanya ve Danimarka dır. 2004-2007 yıllarındaki puanımızı AB27 ortalamasıyla kıyaslamalı inceleyelim. AB27 ortalaması parantez içinde verilecektir. 2004 den başlayarak puanlar sırasıyla 0.192 (0.429), 0.196 (0.431), 0.202 (0.447), 0.206 (0.466), 0.205 (0.475) şeklindedir. AB27 ortalaması, Türkiye EIS puanının 2.3 katıdır. Son beş yılda 1000 üzerinden endeks Türkiye de 13 puan artmışken, Avrupa da 46 puan artmıştır. Bu sonuçlara göre, rakiplerimiz rekabet yarışında daha hızlı koşmaktadırlar.
Bir başka gösterge ise, Dünya Ekonomi Forumunun her yıl hazırlayıp yayınladığı Küresel Rekabetçilik Endeksi (GCI) ve bu endeksi oluşturan alt endekslerden yenişim endeksidir. En son yayınlanan 2008-09 Küresel Rekabetçilik Raporu na göre Türkiye rekabet gücü olarak 134 ülke arasında 4.15 puanla 63. sıradadır. Birinci sırada olan A.B.D. nin puanı 5.74 dür. A.B.D. yi İsviçre, Danimarka, İsveç ve Singapur izlemektedir. 2007 sıralamasında Türkiye 131 ülke arasında 53. sıradaydı. Bir yıl da rekabet gücü sıralamasında yerimiz 10 ülke daha aşağıya inmiştir. Yenişim alt endeksinde ise Türkiye 3.70 puanla gene 63. sıradadır.
Sosyal YeniÅŸim
Yenişimin belirli bir ürün, hizmet ya da süreç yarattığını ve yenilikçi bir fikri ekonomik değere dönüştürdüğünü belirtmiştik. Yenişim sürecinde düş, düşünce, geliştirme ve uygulama aşamalarından geçilmektedir. Bu aşamaların ilk adımı hayal gücü son derece önemli. Hatta Albert Einstein, hayal gücünün bilgiden daha önemli olduğunu vurgular. Çünkü bilgi bildiklerimizle ve anladıklarımızla sınırlıdır. Hayal gücü ise tüm dünyadaki bilinecek ve anlanacak herşeyi kapsamaktadır.
Yenişimin bir de toplumsal dönüşüme destek olan çeşiti var. Sosyal amaçlarla yeni bir fikrin uygulamaya konarak toplum yaşamında olumlu yönde değişiklikler yaratılmasına sosyal yenişim deniyor. Sosyal yenişim kavramının özünde de yenilikçi fikirler yatmakta. Eğitim, sağlık, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, toplumsal kalkınmaya kadar akla gelebilecek pek çok konu ve yüzlerce sosyal gereksinim yenişimci ve yaratıcı çözümler beklemekte. Bu tarz çalışmalarda bireysel veya kurumsal çıkarlardan çok toplumsal çıkarların ön planda tutulması gerekiyor. Sosyal yenişim, toplumu ileri taşımayı hedeflemekte.
Sosyal yenişim denince, toplumsal dönüşümü sağlayan girişimci bireyler öne çıkıyor. Sosyal girişimci, yaşadığı toplumda ortaya çıkan sosyal aksaklıkları saptayarak o güne kadar akla gelmeyen yaklaşımla sorunların üzerine kararlı bir şekilde giden ve fark yaratarak toplumun güvenini kazanan kişiler. Bu kişilerde aranabilecek temel özellikler yaratıcılık, özgüven, empati ve katılımcılık. Aile içinde ve okullarda çocuklara yönelik baskıcı anlayış, özgüveni ve yaratıcılığı zayıflatmaktadır. Toplumu geliştirmek, daha ileriye götürebilmek yine toplulukla ve belirli bir katılımla gerçekleşebilir. Ancak bu katılımı sağlamak için öncü bireyler, sosyal girişimciler de gerekli. Bu kişilerde empati yeteneği de güçlü olabilmekte. Ele aldıkları sorunları yaşayan kişilerin yerine rahatlıkla kendilerini koyabilmekteler.
Sosyal girişimciler toplumun en önemli sorunlarına yenilikçi çözüm yolları bulan bireylerdir. Kendilerini belirli bir alanda toplumsal dönüşümün gerçekleşmesine adarlar. Hayal güçleri yüksek, vizyoner ve aynı zamanda gerçekçidirler. Yeni fikirlerin etik, kolay anlaşılır, uygulanabilir ve tüm paydaşların geniş desteğini harekete geçirmesine özen göstererek, çözüm yollarını geniş kitlelerle paylaşırlar.
Geniş ölçekte değişimi dönüşümü sağlayacak, kapsamlı sosyal yenişimlerin güçlenmesinde, sivil toplum kuruluşlarının önemi büyük. Birlikte çalışan kurumlar ve bireyler arasında sağlam bir diyalog geliştirmek de şart.
Dünyadan bir sosyal girişim öyküsü olarak 2006 Nobel Barış Ödülü sahibi Prof. Dr. Muhammed Yunus un kurduğu Yoksullar Bankası (Grameen Bank) ve mikro kredi uygulamasından bahsetmek istiyorum. Muhammed Yunus, Bangladeş te, milyonlarca kişinin kaderini belirleyen bir devrimi sessizce gerçekleştirmiş ve yoksul insanları tefecilerin elinden kurtarmıştır. Kurduğu banka, hiçbir geri ödeme garantisi olmayan ve geleneksel kurumların reddettiği çok yoksul insanlara mikro ölçekli kredi vermeye başlamıştır.
Bazıları çeltik ayıklamak, bazıları çanak çömlek yapmak, ya da inek satın almak için 20–500 dolar arasında az miktarda paraya gereksinim duyuyorlardı. Grameen Bank 1976 da 42 kişiye 27 şer dolar kredi vererek işe başladı. 1997 yılında ise 2,4 milyar dolar kredi dağıtmıştır. Bu deneyim, ne kadar küçük olursa olsun, finansal sermaye verilmesi durumunda yoksul insanların kendi yaşamlarında inanılmaz bir değişim gerçekleştirebildiklerini göstermiştir.
Sosyal girişimciliği desteklemek amacı doğrultusunda dünyanın birçok ülkesinde toplumsal sorunlara yenilikçi bir fikirle çözüm getiren girişimcileri destekleyen Ashoka uluslararası bir kuruluş. Ashoka İnsanlara balık vermektense balık tutmayı öğretmek daha yararlıdır. şeklindeki Çin Atasözünü aşan bir anlayış getirmekte. Kurucu William Drayton un sözleriyle, Ashoka insanlara balık verenle, ya da balık tutmasını öğretenle değil, balıkçılık endüstrisinde devrim yaratanlarla ilgilenmekte.
Ashoka, yeni fikir, yaratıcılık, toplumsal etki, girişimci kalitesi ve etik doku ölçütlerine bağlı olarak girişimcilere Sosyal Risk Sermayesi vermekte. Kendilerinin yurttaş sektörü kuruluşu olarak algılanmasını sağlamaya ve bu sektörü destekleyen mekanizmaları yaratmaya çalışmakta.
Toplumsal Dönüşümün Türk Mimarları
Yakın tarihimizde yaşam kalitemizin yükseltilmesinde, aydınlanma ve çağdaş toplum yaratılmasında anahtar rol oynamış, özellikle gerçekleştirdikleri sosyal yenişim projeleriyle ölümsüzleşen örnek kişilerden bahsetmek istiyorum. Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda çağdaş ülkeler arasındaki yerini alması için, Türk Milletinin hızlı bir değişime ihtiyacı vardı.
Atatürk ün önderliğinde Türk dili, kadın hakları, güzel sanatlar alanlarında birçok sosyal dönüşüm projesi gerçekleştirildi, yasalar çıkarıldı. 1928 de Latin alfabesi kabul edildiğinde, Arap harfleriyle okuryazar oranı %6 düzeyindeydi. Atatürk toplumun başöğretmeni oldu. Bütün yurtta açılan millet mekteplerinde bir eğitim seferberliği başlatıldı. 15-45 yaş arasında kadınlar erkekler herkes bu okullara devam etti. 1929-1934 yılları arasında bu okullardan 1 milyon 200 bin kişi mezun oldu.
İkinci olarak, Atatürk le başlayan Türk aydınlanmasına büyük katkıda bulunmuş, çok yönlü kişiliğe sahip seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı, 1938-1946 dönemi Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel in yaptıklarının bir kısmını anımsatmak istiyorum. 17 Nisan 1940 ta ilgili yasa çıkarılarak Köy Enstitüleri kurulmaya başlanır. Sayıları zamanla 21 i bulan Köy Enstitüleri, 1944 ten sonra yılda ortalama 2000 öğretmen yetiştirmiştir. Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri yanı sıra,
• Halkevlerinin ve Halkodalarının çoğaltılmasını,
• Üniversite özerkliğinin tanınmasını,
• Almanya sından kaçan bilim, kültür ve sanat adamlarına sahip çıkılmasını,
• 500 cildi aşan dünya klasiklerinin Tercüme edilmesini,
• Ansiklopedilerin hazırlanmasını,
• Devlet Tiyatro ve Operasının kurulmasını,
• Resim heykel müzelerinin kurulmasını
sağlayarak, Türkiye nin düşün, bilim, eğitim ve öğretim, kültür ve sanat alanında gerekli çağdaş örgütlenme için önemli adımlar atmıştır.
Son olarak da 18 Mayıs 2009 da vefat eden Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ın eğitim alanında gerçekleştirdiği olağanüstü başarılara da kısaca değinmek istiyorum.
1989 yılında ülkede herkese eşit bir çağdaş eğitimin sağlanması, böylece bilinçli, eğitimli, evrensel insan, çocuk, kadın haklarına saygılı, çevreye duyarlı, Atatürk ilke ve devrimlerinin aydınlığında, çağdaş bir toplum oluşturulması amacıyla kurulmuş ÇYDD bünyesinde
• Kız Çocuklarının Eğitimine Burs Desteği
• Üniversite, Yüksel Okul Öğrencilerine Burs Desteği
• Okul, Yurt, Toplum Merkezi Yaptırma ve İyileştirme
• Eğitsel, Kültürel ve Sosyal Gelişime Destek
• Sanata Destek
alanlarında çok sayıda proje gerçekleştirilmiş ve binlerce kız çocuğuna ve üniversite öğrencisine eğitim olanakları sağlanmıştır.
Toplumsal sorunları bütünsel bir yaklaşımla inceleyerek, yaratıcı bir şekilde çözmeye çalışan ve toplumu geleceğe taşıyan projelerle önemli adımlar atan Atatürk, Hasan Ali Yücel ve Prof. Dr. Türkan Saylan ın anıları önünde saygıyla eğiliyor ve toplum için fark yaratmak isteyen gelecek nesillere esin kaynağı olmalarını diliyorum.