SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   30 Temmuz 2014, Çarşamba

Mart 2010 Sayısı

Yıl : 7 | Sayı : 71

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Arşiv
     İletişim

http://www.fastenerfairturkey.com


http://www.plasteurasia.com


http://www.ankiros.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 































 

Prof.Dr.Ali Rıza Kaylan
Kalder Yönetim Kurulu Başkanı


Kentsel yaşam kalitesi nasıl yükselir?


Kentleşme (Şehirleşme), kent sayısının ve kentsel alanlarda yaşayan nüfusun toplam nüfus oranındaki artışı olarak tanımlanabilir.  Kentçilik (Şehircilik) ise, kentlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak, uygulanacak yöntemleri, kentlerle ilgili toplumsal, ekonomik çevresel, kültürel sorunları konu edinen bilim dalıdır.

Demografik, ekonomik ve sosyo-kültürel değişmeyi ifade eden kentleşme süreci, Sanayi Devrimiyle birlikte hız kazanmış kır yoksullarının kent yoksullarına dönüşmesiyle çarpık kentleşme sorunlarını da ortaya çıkarmıştır. Çarpık kentleşmenin getirdiği sorunların özünde plansızlık yatmaktadır. Gecekondulaşma ve yetersiz altyapı, ulaşım, güvenlik ve çevre sorunlarını, ses ve görüntü kirliliğini inanılmaz boyutlara taşımıştır.

Ülkemizde 1950lerde ucuz işgücüne olan gereksinim kırsaldan göçlerle karşılanmaya çalışılırken, bu insanların en temel gereksinimleri için hiçbir kaynak ayrılmamıştır. Halk, barınma gereksinimlerini imece usulü yaptıkları gecekondularla karşılamıştır. Yönetim ise seçim süreçlerinde oy deposu olarak gördükleri mahallelerdeki çarpık yapılaşmaya göz yummuşlardır. Yani bugünkü çarpık kent tablosunun mimarı kentsel yoksullar değil, yönetim sisteminin veya sistemsizliğin kendisidir.
 
Kentleşme sürecinde kalite yönetiminin İlk seferinde doğru yap temel ilkesinin göz ardı edilmesiyle, bugün geçmiş yanlışları düzeltmenin getirdiği maliyet çok yüksektir.  Sorun sadece iyi tasarlanmış konutların yapılması, sağlıklı içme suyunun temini veya çöplerin düzenli toplanmasında da yatmamaktadır. Bunların yanı sıra, kentin tüm işlevlerini nasıl yerine getirdiğine bakılmalıdır.

Bozulan ve çökmekte olan kentsel alanın ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel koşullarının kapsamlı ve bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirilmesi amacıyla kentsel dönüşüm projeleri gündeme geldi. Artık büyük kentlerde kentin dokusunu bozan yapıları yıkabilecek  yönetimlere gereksinim var. Bu dönüşüm, ekonomik, ekolojik ve sosyal anlamda sürdürülebilir olmalıdır. Kentte yüksek binalar dikilmesi, trafiğe çıkan araç sayısının artması gelişmişlik göstergeleri olarak algılanamaz.

Dünya Sağlık Örgütü, yaşam kalitesini bireylerin amaçları, beklentileri, standartları, ilgileri doğrultusunda, yaşadıkları kültür ve değer yargılarının bütünü içinde, kendi durumlarını algılama biçimi olarak tanımlamaktadır. Yaşam kalitesinin konut, ulaşım, sağlık, eğitim hizmetlerinden yararlanma, yeterli beslenme ve korunma, sağlıklı bir çevre, eğlenme ve dinlenme, hak, fırsat ve cinsiyet eşitliği, günlük yaşama katılma, saygınlık ve güvenlik gibi pek çok bileşkeni vardır.

Kentsel Yaşam Kalitesi ise, çağdaş kent ve çevre standartları çerçevesinde kentsel alt yapı, iletişim, ulaşım, konut, eğitim ve benzeri olanakların sunulma düzeyidir. Daha geniş anlamıyla, kentin sunduğu olanak ve fırsatlardan bireylerin eşit, dengeli, gereksinimleri oranında yararlanması, eğitsel, sanatsal, ekinsel, siyasal etkinliklere, süreçlere etkin biçimde katılabilme olanaklarına sahip olabilmeleridir.

4-7 Mayıs 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilen Kentleşme Şurasının "Sonuç Bildirgesi" önemli gündem maddelerini vurgulamaktadır. 2008 itibari ile dünya nüfusunun yarısı ve Türkiye nüfusunun üçte ikisi kentlerde yaşamaktadır. Ortak akıl projesi olarak düşünülen Sürdürülebilir Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı Hazırlama Projesi (KENTGES) ile planlama bütünlüğünün sağlanabilmesi, stratejik planlama araçlarının tanımlanması ve uygulanabilir kılınması amaçlanmaktadır.

Planlama ve uygulama faaliyetlerinin her kademesinde, planlama etiğinin geliştirilmesi ve etkinliğinin artırılması, sürdürülebilir gelişmenin sağlanması, eşgüdüm eksikliğinin giderilmesi, doğru ve güncel veri altyapısının geliştirilmesi, karar verme mekanizmalarında ve uygulamada katılım, saydamlık ve hesap verilebilirliğin arttırılması üzerinde durulmalıdır. Şurada tartışılan konular arasında, kentsel ulaşım stratejisi, bütünleşik bir konut politikası, doğal ve kültürel varlıkların korunması, küresel iklim değişikliği, kentlerde kadınlar, çocuklar, yoksullar, yaşlılar ve özürlülerin dışlanmadan ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri ortamın oluşturulması, Bölgesel Kalkınma Ulusal Stratejisi", kentlilik bilincinin geliştirilmesi, kentlerin özgün kimliklerinin korunması yer almaktadır.

Bu yazıda, İstanbuldan örnekler vererek, kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesinde anahtar rol oynadığını düşündüğüm konular üzerinde duracağım. Bunlar sırasıyla, kent kimliğinin korunması ve kent etiği, ulaşım sorunu ve kentlilik bilincidir.

Kent Kimliğinin Korunması ve Kent Etiği

İstanbul deyince aklıma gençliğim gelir. Lise çağında her sonbahar okul başlamadan önce Boğazda vapurla gezinti, dolaştığımız müzeler ve eski İstanbuldan kesitler. Belleğimde, Orhan Velinin İstanbulu Dinliyorum şiirinden dökülür dizeler.  Serin serin Kapalı Çarşı; Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa; Güvercin dolu avlular. Çekiç sesleri geliyor doklardan, Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları; İstanbulu dinliyorum, gözlerim kapalı...

Hızlı kentleşme süreci ve yaratılan görkemli tezatı Bedri Rahmi Eyüboğlu İstanbul Destanı şiirinde ne güzel anlatır. İstanbul deyince aklıma, Koca Sinan gelir. On parmağı on ulu çınar gibi, Her yandan yükselir. Sonra gecekondular gelir ardısıra, İsli paslı yetim. Ey benim dev memesinde, Cüceler emziren acayip memleketim...

İstanbulun simgeleri olan  tarihsel ve kültürel mirası ezercesine yükselen gökdelenler, dev alışveriş merkezleri sayıları giderek artmakta ve kent kimliğini acımasızca yok etmektedir.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ülkemizde yetişmiş yetkin mimar ve planlamacıların bulunmaması nedeniyle, Atatürkün isteğiyle İstanbul ve Ankara dahil bir çok kentin planlanmasında yabancı mimarlar görevlendirilmiştir.  Atatürk İstanbulun imar planının hazırlanması için Fransanın önde gelen şehircilerinden Profesör Henri Prostu 1934 yılında Türkiyeye davet etmişti.

Böylece Henri Prost İstanbulun ilk nazım planını hazırlayan kişi olmuştur (1). Prost, o dönemde İstanbul tepelerinin üzerinde denizden 40 metre kadar yukarıda inşa edilmiş ve İstanbulun silüetini oluşturan büyük camilerin önemini vurgular. Eski İstanbulun eşsiz silüetini korumak amacıyla, binaları üç kat ve 9.5 metreyi geçmeyecek şekilde sınırlamıştır.

Profesör Henri Prostun müdürü olduğu Paris Mimarlık Okulundan ve daha sonra Paris Üniversitesi Şehircilik Enstitüsünden mezun olan  Aron Angel, 1942-1952 yılları arasında İstanbul Belediyesinde müşavir olarak çalışmış ve Prostun yardımcılığını üstlenmiş bir şehir planlamacısı, yüksek mimardır.

O yıllarda kentin yeşil ve açık alanları da planlanmıştır. 2 Numaralı Park olarak adlandırılan alan Taksimden başlayarak Nişantaşına oradan da Taşlıka kadar uzanacak şekilde tasarlanmıştır. Ağaçlar hazır alınarak parkın ağaçlandırılması kısa sürede gerçekleştirilmiştir. Projenin hazırlanması ve uygulanmasında  Aron Angel belediye mimarı olarak görev yapmıştır.

Yaratılan bu yeşil alanın ve kent dokusunun korunması konusunda etik duruşun çarpıcı bir örneği, 1952de Fahrettin Kerim Gökayın valilik dönemi sırasında yaşanmıştır. O dönemde vali ayni zamanda belediye başkanlığı görevini de yapmaktadır. Vali ve Belediye Başkanı Gökay, Aron Angeli arayarak yeni yapılacak bir otelin onaylanmasını istemiştir.

Aron avan projesi hazırlanmış Hilton Otelinin 2 nolu park içerisinde düşünüldüğünü öğrenince, meslek etiğinin insan onuru ve sorumluluğu ile nasıl özdeşleştiğini göstermiştir. Harp yıllarında güçlüklerle oluşturulan yeşil alandan özveride bulunulamıyacağını belirterek, Şahsi menfaatlerin revaçta olduğu bir müessesede çalışmaktan utanç duyuyorum cümlesini de kullanarak görevinden istifa etmiştir (2).

İstanbulun Ulaşım Sorunu Nasıl Çözülür

İlk köprünün fikir olarak ortaya atılmasından bu yana, İstanbulun köprülerle başı dertte. Ortada iki köprü deneyimine dayanarak, geçmişte yaşananlar geleceğin aynasıdır diyebiliriz. Her köprü yeni bir arazi spekülasyonu ve yağmalama furyasını birlikte getirmektedir.  Konunun uzmanları en başından beri çok net gerekçelerle neden yeni bir köprünün İstanbul trafiği açısından çözüm olmayacağını anlatmaktadır.

Mevcut iki köprü kapasitelerinin üstünde doygun bir haldedir. Her gün köprüleri geçerken trafik sıkışıklığında halk işkence çekmektedir. Gereksiz bekleme  ve gecikme süreleri ülke ekonomisi için çok ciddi bir kayıptır. Ancak tıkanmış olan iki köprünün trafik sorununu üçüncü bir köprüyle aşmaya çalışmak çok yanlış olur. Bu mantıkla Boğaz trafiğine 10 köprü de yetmez.

Bir İstanbul sevdalısı Çelik Gülersoy, 1978 yılında köprülerle ilgili kaleme aldığı yazıda o günkü mevcut durumu ve gelecekle ilgili endişelerini dile getirmektedir (3). Boğaziçi özel bir peyzaj demektir ve bu resme eklenecek apartman, yol, köprü herşey Boğaziçiyle uyumlu olmalıdır. Öncelikle Boğazın iki yakasını çelik bir yapıyla tepeden bağlamak, ulaşım çözümlerinin en kötüsüdür. Gülersoy, estetik açıdan değerlendirdiğinde, Boğaziçi Köprüsünü yüzyıllar boyu birikerek oluşmuş eşsiz resmin üzerine boydan boya bir fırça çekmeye benzetir. Böylesine heybetli bir köprünün dev ayakları altında kalan ve bambaşka ölçülerle yapılmış tüm eski doku ezilmeye mahkumdur. Gülersoyun mevcut durumla ilgili estetik değerlendirmesini onun sözleriyle dile getirelim.

Nitekim birinci köprünün kunt ayaklarının altında bir tarafta bir dantel gibi cami, öbür yakada da pasta kalıbı gibi bir saray; bütün eski perspektiflerini yitirdiler ve birer kibrit kutusu gibi kaldılar.
Gülersoy, yazısında gelecekle ilgili kaygılarını da çok net bir şekilde ifade edecektir.

Boğazdaki bu birinci köprüyü bir ikincisi, üçüncüsü izlerse ne olacak? Dağların birbirine demir ve betonla bağlandığını, yamaçların çimento torbaları ile dolduğu bir su yolu kalacak elde. Ona da Boğaziçi denemez artık. Bu, bu ada bile ihanet olur.

Sahip olduğumuz tarih ve kültürün bilincinde olarak içimizdeki güzellik duygusunu ve doğa aşkını yitirmeden konuya sahip çıkmak gerekir. Söz konusu eşsiz güzelliğin para ile değiştirmek bir çılgınlıktır. Kentiçi ulaşımda amaç, insanların en ekonomik, en hızlı ve en rahat şekilde gideceği yere ulaşması olmalıdır. Çözüm ise toplu taşıma leridir. Ne yazık ki Türkiyede ulaşım konusuna, insana hizmet odaklı değil, taşıt odaklı bakılmaktadır. Köprü trafiği incelendiğinde taşıtların büyük çoğunluğunu 1-2 kişiyle karşıya geçen özel otomobiller oluşturmaktadır.  Özellikle çok yoğun saatlerde özel otoların tek kişiyle karşıdan karşıya geçmesiyle şehir içi trafiği çözülemez. Araç geçirmek ile yolcu geçirmek arasında anlayış farkı kentiçi ulaşımı kısır döngüye sokmaktadır.
 
Şehircilikte "köprüler tuzağı" denilen kavrama göre, her köprü zaman içerisinde kendi trafik yoğunluğunu yaratmaktadır. Çünkü inşa edilen her köprü geçişi daha çekici hale getirmektedir. Daha çok arabayı cezbedecek, özel otolarıyla geçenlerin sayısı giderek artacaktır. Otomobil ulaşımını teşvik ettiği için şehir içi dolaşımda olan otomobil sayısı artacaktır. Köprü yollarını besleyen girişlerde trafik darboğazları oluşturacaktır. Böylece bir süre sonra yetersiz hale gelecektir. Yenisinin yapılması bir zorunluluk gibi görülecektir. Bu kısır döngü nedeniyle her köprü bir sonraki köprü için tartışma zemini hazırlamaktadır.
 
Bilindiği gibi İstanbulda trafik tıkanıklığı yalnızca Boğaz köprüleriyle sınırlı değildir. Tüm ana ulaşım yollarında trafiğin yoğun olduğu sabah ve akşam saatlerinde trafik tıkanıklığı sorunu yaşanmaktadır. Özetle İstanbulda Boğaz geçişlerindeki tıkanıklığı çözmek için şu anda yapılması gereken, otomobillerin kentin iki yakası arasında geçişlerini kısa dönemde biraz rahatlatacak, fakat orta ve uzun dönemde trafiğin daha fazla tıkanmasına yol açacak yeni bir köprü yapmak değildir.

Trafik ağına bütünsel olarak bakıldığında, raylı sistem ve deniz yolu taşıma seçeneklerinin, özel karayolu taşımasına göre çok daha verimli ve etkili olduklarından toplu taşımacılık için çözüm arayışlarında ön plana çıkmalıdır. Darboğazların oluşmaması ve kent trafiğinin rahatlaması için, yolcuların kişisel otolarıyla trafiğe çıkmaları yerine toplu taşıma seçeneklerini daha çekici kılmak en akılcı yaklaşımdır.

Deniz, ulaşım açısından İstanbula verilmiş en büyük olanaktır.  Deniz yolunun dinlendirici ve rahatlatıcı ve dolayısıyla yaşam kalitesini artırıcı yönü yanı sıra, kentiçi trafiği için de büyük bir fırsattır. Deniz taşımacılığı ne yazık ki yeteri kadar kullanılmamakta, trafik nedense hep karaya kaydırılmaktadır. Halbuki suyun üstünden olduğu gibi altından da yararlanılabilir. Boğaz geçişleri için öncelikle tamamlanması gereken proje, otomobillerin değil insanların taşınmasına hizmet edecek olan Marmaray projesidir.

İstanbulda taşıtların bir yakadan diğerine geçmesi sorunundan önce insanların topluca, en ekonomik şekilde, en kısa zamanda nasıl taşınacağı tasarlanmalıdır. İstanbula ve İstanbullulara 3. köprüsüz bir İstanbulda yaşama şansı verilmelidir. Metroyla, tramvayla, vapurla, otobüsle konforlu, hızlı ve ekonomik olarak yolculuk yapabilme şansı tanınmalıdır. Vapurla, tramvayla gelebilecekleri, motorlu araçların giremediği kent meydanlarında rahatça yürüyebilmeleri kentsel yaşam kalitesini inanılmaz ölçüde artıracaktır.

Kentlilik Bilincinin Yaratılması

Kente göçle gelenler, yaş, cinsiyet ve etnik, dinsel, kültürel köken olarak ciddi farklılıklar gösterirler. Kentte yaşam kalitesinin korunması ve daha da yükseltilmesi için, bu kişilerin kentle bağının kurulması ve bu sayede kentlilik bilincinin oluşturulması gerekir.  Herşeyin temelinde eğitim yatmaktadır. Çocuklar için kentlilik bilinci eğitimine okul öncesinde başlanarak, ilköğretim ve ortaöğretimde sürdürülmelidir.

Diğer taraftan yetişkinlerin bilinçlenmesi nasıl sağlanacaktır? Hiçbir trafik kuralına uymayan ve yollarda terör estiren küstah sürücüler, piknik alanlarında, deniz kenarlarında bütün pisliğini sorumsuzca bırakan çevre düşmanları, herkesin gözü önünde duvar diplerine idrarını yapan, çöplerini atan gürültü ve görüntü kirliliği yaratan magandalar gözümüzün önüne geldiğinde bilinçlenme sürecinin zorluğu ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında mutsuz, huzursuz, hoşgörüsüz, saldırgan, cinnet halinde hasta ruhlu insanları görünce doğal olarak içimiz kararmaktadır. Bu utanç verici ortamda kentsel yaşam kalitesinden söz edebilmek, tatlı bir düş görmeye benzemektedir.   

Benmerkezci davranışlar içinde bulunan insanlardan oluşan bir kentli topluluğu, çözüm üretimine katkıda bulunmak yerine, kentsel sorunların artmasına neden olur. Ancak ülkemizde, kent sorunlarından yakınan ve sorunların yaratılması yerine çözümlerin üretimine ortak olmaya çalışan kente duyarlı, bilinçli kentlilerin sürekli arttığı da bir gerçektir.

Önemli olan sürekli iyileştirme çabalarının giderek artmasıdır. Günümüzde kentte yaşanan hızlı dönüşümün kavranması ve bu değişimlere cevap veren bir kentlilik bilincinin geliştirilmesi uzun soluklu bir süreçtir.  Sadece seçmen olarak oy vermenin ötesine geçemeyen sanal kentli yerine, görüşlerini belirterek karar süreçlerine aktif olarak katılan gerçek kentlilerin sayısının artmasıyla bilinçlenme süreci güçlenecektir.

Hazırladığı plan ve projelerle kentin geleceğini bugünden tanımlayan her teknik adamın ve bu plan, projeleri onaylayan karar vericilerin işvereni, hizmetin sunulduğu kentlidir. Hiçbir teknik adam ve karar verici her düşündüğünü yapabilecek özgürlüğe sahip olmamalıdır. İşvereni konumundaki kentlinin gereksinim ve beklentilerini en iyi şekilde karşılamak durumundadır. Yöneticilere akılcı ve analitik düşünme yükümlülüklerini unutturmayacak olanlar, kent duyarlılığı gelişmiş kentlilerdir.  

Kaynaklar:
1. Aron Angel, Henri Prost ve İstanbulun İlk Nazım Planı, Planlama, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını, 93/1-4, Sayı: 10, Ocak-Aralık 1993, sayfa 6-9.
2. Perihan Kiper, Bir Döneme Tanıklık: İstanbul Hilton Otelinin Kuruluş Öyküsü Mühendislik Mimarlık öyküleri-2, TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalar Birliği, 2. Baskı, Ekim 2006, sayfa 257-260.
3. Çelik Gülersoy, Boğaziçi  Sorunlar ve Çözümler, İstanbul Kitaplığı Ltd. Yayını 1982.

 

  İlgili Haberler

 

HOME APPLIANCES SUPPLIERS MAGAZINE-in Üçüncü sayısı hazırlanıyor
HOME APPLIANCES-SUPPLIERS MAGAZINE nin ikinci sayısı çıktı ve yurtdışına gönderildi.
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor

  İlgili Yazılar

 

Geleceği Şekillendiren Gönüllü Kuruluşlar
İnsan Haklarına Saygı
Geleceği Şekillendirecek Paradigmalar
Kültür ve Sanatta Yönetim Kalitesi
Yaşam Kalitesi İçin Dünyanın Geleceğine Yatırım
 

http://track.adform.net/C/?bn=3736695

http://automechanika.messefrankfurt.com/frankfurt/en/besucher/messebesuch/eintritt_fachbesucher1.html?wt_mc=automechanika.tr.subconturkey_com.allgemei




















































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi