2010 yılında otomotivde bizi neler bekliyor, tahminen hepimizin üzerinde düşündüğü bir konu. Geçen sene küresel krizin etkileri ne ve nasıl olacak diye düşünürken bu sene krizin etkilerine yönelik yapılması zorunlu somut bazı beklentiler gündemimize düştü.
Otomotivde her şeyin netliğini kaybettiği bir dönemdeyiz. Bu nedenle, bugünkü yazıda biraz sistematik de olmayan bir yöntem ile önemli bazı konuları irdelemek istiyorum. Karışık bir yöntem izlememdeki neden biraz da konjonktürel. Ama bazı konular var ki, yaklaşık 20-30 yıldır aşina olmamıza rağmen son gelişmeler ışığında yeniden değerlendirmek ve başka bir perspektif ile çözüm aramamızı zorunlu kılmaktadır. Aşağıda sıralayacağım konular ağırlıklı olarak ana sanayiyi ilgilendirir nitelikte olsa da bu konulardan yapılması zorunlu çıkarsamalar ile görülecektir ki, bu konular yan sanayinin de ana konularıdır. Yani karşılıklı etkileşim had safhadadır.
Ayrıca, bu yazı genel olarak otomotiv sektörünü ele alsa da konu edilenler daha çok otomotivin Avrupa coğrafyası ile alakalıdır. Böyle okunmalı ve algılanmalıdır.
İşte Otomotiv Endüstride çözüm bekleyen 10 ana konu:
1. Siparişlerde aşırı dalgalanmalar: Otomobil siparişlerinde dalgalanmalar %20 üzerinde seyir edecek bu durum ana sanayide üretim, sevkiyat ve diğer proseslerde esneklik konusunu önemli bir hale getirmiştir. Ana sanayideki bu durum birebir yan sanayiye de yansıyacak hatta yansımıştır bile. Bu nedenle her alanda esneklik modelleri zorunluluktur.
2. Kapasite: Ana sanayilerin Avrupadaki kapasiteleri hala yüksek. Yüksek kapasite talebin artırılamadığı ve/veya talep değişikliklerine esneklik gösteremeyen ve bu anlamda da rekabetçi olamayan bazı üretim ünitelerinin varlığına ciddi soru işareti koymaktadır. 2012 yılından itibaren Doğu-Avrupa ülkelerindeki talepte bir büyüme beklenmektedir. Doğu-Avrupa ülkeleri için yeni iş modelleri oluşturulmalıdır. Kapasite yönetimi eskiden olduğu gibi hatta şimdilerde de daha önemli bir konu olarak gündemimizde.
3. Verimlilik: Ana sanayide mevcut ürün spektrumunda verimlilik rezervleri %30dan daha fazla tahmin edilmektedir. Verimliliği bir rekabet faktörü olarak ciddi bir şekilde ele almak ve sağlamak bu coğrafyanın 2015 yılına kadar tamamlanmak zorunda olduğu bir alandır. Aksi takdirde rekabette büyük darbe alınacaktır.
4. Fiyat: Otomobil üretim maliyetleri pazarın kaldırabileceği maliyetlerin %20-30 üzerindedir. Değişik inovatif konseptler ile ürün ve üretim prosesinde iyileştirmeler elzemdir (bir örnek; VW 2008 yılında ürettiği otomobil başına 749 avro kar ederken bu rakam 2009 yılında araç başına 144 avroya inmiştir).
5. Toyota: Ana sanayiler arasında kalite denince ilk akla gelen bu firmanın son dönemlerde yaşadıkları daha güvenlikli yalın bir üretim, kalite güvenlik önlemlerinin yan sanayi ile daha yakın bir işbirliğinde ele alınmasının zorunluluğunu göstermiştir.
6. Ürün-İnovasyon: Mevcut durumda gerek binek gerekse ticari araç modellerinin müşteri nezdinde albenileri yok. Ne genç ne de yaşlı nüfusa/müşterilere otomobil alımını ilginç kılacak araca yansımış inovatif fikirler yok. Bu nedenle de otomotiv pazarı canlanmıyor. Öyleyse yeni tahrik motor düzenekleri ve tasarım alanında yeni çalışmalar yapmak ve yeni otomobiller üretmek şart.
7. Proses-İnovasyon: Otomobil üretim üniteleri ve birçok yan sanayi firmasının teknolojik seviyesi 20 sene önceki teknolojik gelişmişlik seviyesine denk düşmektedir. Hem ana sanayi hem de yan sanayi için söylenebilir ki, kim ki yeni malzemeler, yeni proses teknikleri ve esnek planlama, yönlendirme metotları kullanır/uygular işte o firmalar bu zorlu dönemi başarı ile atlatabileceklerdir (bir örnek vermek gerekirse BMWnin 2013 yılında pazara sunmayı tasarladığı elektrikli şehir araçları konseptindeki‚ Megacity-Vehicle hem yeni malzeme hem de yeni üretim tekniği açısından ilginçtir).
8. İşbirlikleri: Ana ve yan sanayiler küresel rekabetin tüm vahşiliğine rağmen üretim metotları ve lojistik alanında ortak inovasyonlar ve işbirlikleri gerçekleştiremezler ise piyasada kalmaları zorlaşır. Bu alanlardaki sinerjiler genel maliyetlerin indirim konseptinde önemli rol oynamaktadır.
9. Personel/İş süreçleri: Kriz dönemlerinde gördük ki, personel istihdamı konusunda gerek ana sanayiler gerekse de yan sanayiler belli bir esneklik modeline sahip değiller. Kalifiye/yetişmiş personeli birden kaybetme tehlikesi yaşandı. Bu dönemde sıkça talep edilen devlet desteklerinin de soruna bir çözüm getirmediği görüldü. Kaldı ki, bunlar geçici çözümlerdi. Personel konusunda işletmelerin %20 oranında esneklik kazanabilecekleri yeni iş modelleri geliştirilmek zorundadır.
10. Teşvikler/Destekler: Rekabet yeteneğini kazanmak /geliştirmek ve teknolojik anlamda yeni inovasyonları tetikleyecek tüm fırsatlar devlet tarafından desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Burada işletmeler arası işbirlikleri bilhassa desteklenmelidir.
Yazının başında da belirttiğim gibi, her biri üzerine daha geniş ve etraflı düşünülmesi, yeni fikirler ve çözümler üretilmesi zorunlu konular bizleri beklemektedir.
Şimdilik kolay gelsin!