Başta Yunanistan olmak üzere Portekiz, İspanya ve hatta İngiltere ekonomisinin çöküş hikayeleri basında azda olsa yer almaya başladı. Bu ülkeler Afrika, Asya veya Latin Ülkelerinden birisi olsa idiler normal olarak toplumun algılaması daha sakin olurdu diye düşünürken Avrupa Birliği içinde gelişen olası sonuçları bölgeyi ve dünyayı etkileyebilecek ve hatta İrandan tetiklenmesi muhtemel üçüncü dünya savaşına kadar götürebilecek bu ekonomik çöküşe karşı Türkiyede sergilenen sessizlik, algılama problemi, umursamazlık yada aymazlık bizi şaşırttı ve bunun iki olasılıklı nedeni olabileceği sonucuna götürdü:
1) Türkiyede cehaletin kadar kazanır ve yükselirsin sözünü doğrulamaktadır. Başka bir ifade ile, çalıp çırptığın, emeği ve alın terini sömürerek elde ettiğin, alinin külahını veliye velinin kini ali ye giydirerek, siyaseten ben şucuyum, bucuyum, kulunuzum, istediğiniz kadar önünüzde alçalabilirim beni de aranıza alın tarzı menfaat organizasyonlarının içinde yer alarak kazandığın yani yoktan yada havadan gelenin geldiği gibi kolayca gideceğini yani kaybedecek bir şey olmadığını baştan bilirsen en kötü ihtimalle başladığın nokta olan toprağa, taşa, tarlaya yada nereye ait isen oraya döneceğini kabullenirsen ekonomi çökmüş nerede çökmüş zaten seni ilgilendirmez.
2) Bir kaç iyi siyasetçi, aydın, bilim insanı, gazeteci, öğrenci, bürokrat ve iş adamı dışında zaten tarih boyunca geniş halk kitlelerinin hiçbir zaman aşağıdan örgütlü ekonomik talepleri olmamış, daha çok yukarıdan egemen güçlerin manipülasyonu ile en büyük biziz bizden başka büyük yok böbürlenmesi, manevi dünya, feodal ilişkiler, popüler kültür tüketimi, kılık kıyafet ve kimlik arayışı ve ideolojik tercihlerle karınlarını doyurmayı tercih etmişlerdir. Dolayısıyla, Türk milletinin gündeminde ekonomi, üretim, milli gelir artışı, adil paylaşım, fırsat eşitliği, istihdam, eğitim, teknoloji, innovasyon, marka gibi konular öncelikli değildir. Çünkü, tüm bunlar biz birbirimizi yerken, çatışırken ve kavga ederken işe yaramamaktadır. Ayrıca global bir ekonomik çöküşün iç siyaset açısından malzeme olarak kullanılabilecek mağdur edici, ayrıştırıcı ve bölücü bir özelliği de yoktur o zaman ABD çökse, AB iflas etse, Çin bocalasa, bölgede savaş çıksa umurumuzda mı Dünya!
BU DURUMDA TÜRKİYE BATMAZ ÇÜNKÜ:
• Kayıt dışı ekonomi %50 nin üzerinde ve kayıt içinde gözükenlerde kayıt dışından besleniyorsa,
• Artan borç sorununu atalarımız uzun yıllar önce çözmüş Borç yiğidin kamçısıdır demişler. Mahkemelerde zaten yığılan çek davalarına bakacak eleman ve zamanda yok ise,
• Otobüslerde tıklım tıklım ayakta saatlerce nefes nefese seyahat edilebiliyor, işsizler ordusu her geçen gün büyüyor, okuyan 15 milyon öğrenci bu orduya katılmak için sırada bekliyor, anlamsız sınavlara giriyor ve dershanelere gidiyorsa, biri kültür başkenti diğeri turizmin beşiği şehirlerimizi seller götürüyorsa, buna rağmen birkaç iyi adam umut dağıtmak için reklamlarda makinelerin tıkır tıkır işlediğini söylüyor ve sonrada yatırım için Mısıra gidiyorsa,
• Kimsenin iş için örgütsel ve toplumsal bir talepte bulunduğunu ya da gayri insani koşullarda ben otobüse binmem diyerek toplu halde yürümeyi tercih ettikleri görülmediğine göre, iyi işleyen gelişmiş ekonomilerde çöktü denilen şeyler zaten insanı insan yapan iş, aş, sosyal güvenlik, eğitim, adil gelir dağılımı ve yaşam kalitesi olduğuna ve bu saydıklarımızdan bizde az bulunduğuna göre doğrudur ve hem fikirim Türkiye batmaz.
• Sivil toplum örgütlerinin bir avuç ehliyetsizin elinde mezar sessizliğinde ve iş bilemezlerin basiretsizliğinde sefil toplum teşkilatlarına dönüşmüş ise,
• Esnaf her gün kepenk kapatıyorsa, Türkiye de örgütlü oldukları aidat zengini bir de odaları var ancak onlar yinede çareyi sahibim.com a ilan vererek ellerinde ne var ne yok satmaya çalışıyorlar ama yinede kaderine razı geniş kitlelerden tık yoksa! Diyorum ya bu ülke asla batmaz.
• Yoksulluk sınırı 2 bin TLye çıkmış, emeğin %80 i asgari ücretle çalışıyor ya da çalışmaya razı ise , 3.5 milyon resmi 6 milyon gayri resmi işsizlik oranı ile sendikalı işçi sayısının %10 ve örgütlü işveren teşkilatlarının %2 olduğu kurumsallaşmamış bir ülke olarak batmaktan bahsetmek delilik olur!
• Başına gelen her olumsuzluğu, rezilliği, adaletsizliği, yoksulluğu, fakirliği ilahi bir takdir olarak karşılayan ve hayırlısı olsun diyerek kabullenen bir millet olduğumuz ve şükrettiğimiz sürece batmayacağımız garantidir. Kaderimizi içselleştirmek, mutluluğu TV dizilerinde aramak, bir başka dünyada öznesi olacağımız yaşam vaadinin hayali ile oyalanmak var iken, kaybedenler açısından baştan fani ilan edilen bu dünyada ülkemizin de batabileceğini düşünmek ve bu durumdan bahsetmek eskiden olsa komünizm şimdi ise ayıptır, günahtır.
• Bir avuç iyi niyetli sanayici, iş adamı, yatırımcıyı da bu ülkede iş yaptığına pişman et, hatta gerekirse hapse at, hiçbir başarı ve çalışkanlık cezasız kalmamalı felsefesinden yola çıkarak girişimciliği baştan yok et, içine kapalı, üretmeyen ve düşünmeyen sıfır hatalı insan kümeleri ile vaziyeti idare eden bir iş ve yönetim kültürünün yanı sıra sanayi odası, ticaret odası meclisinde yer alıyorum oyuncağı ile avunan ve bürokrasiden iki genel müdürle görüştüm diye sektörlerinin tüm sorunlarını çözdüğünü zanneden zihniyetle yine söylüyorum Türkiye asla batmaz.
Sözün özü Türkiyenin insanlık onuruna, arzu edilen düzeyde bir refah toplumuna ve evrensel boyutta bir yaşam kalitesine sahip olması noktasında halkın tüm kesimlerinden bir istek ve talep gelmediği sürece bize layık görülen veya bizim kendimize layık gördüğümüz yaşam biçimini, mevcut hayat standardımızı yada daha doğru bir tabirle standartsızlığımızı kaybedecek ya da riske atacak bir durum olmadığına, bizim içeride çözmemiz gereken ekonomi, akıl ve mantık dışı ilkel toplumlara özgü sorunlarımız olduğuna göre yok komşu ülke batıyormuş, AB krizdeymiş vız gelir…dolayısıyla
TÜRKİYE HİÇ BİR KOŞULDA BATMAZ, BATSA DA ZATEN DEMEMİŞMİYDİ ORHAN ABİMİZ BATSIN BU DÜNYA …