GiriÅŸ
Rekabet Kongresinin öğleden sonraki ikinci bölümünde sektörel Rekabet Gücü Raporlarının ilki olarak Otomotiv Sektörü ele alınmıştır. Raporun sunumundan sonra panel şeklinde de tartışılarak ülkemizde otomotiv sektörü, sınırlı bir zaman aralığında masaya yatırılarak irdelenmiştir. Otomotiv sektörünün ilk öncelikle ele alınmasının temel nedeni , tüm sanalayişmiş ülkelerde ekonominin önemli sektörlerinden birinin otomotiv olması olarak gösterilmiştir.
Rekabetciliğin Genel Tanımı
Rekabetcilik genel olarak, bir ülkenin verimlilik düzeyini belirleyen kurumların, politikaların ve ilgili unsurların bütünü şeklinde tanımlanmıştır. Tarih boyunca ekonomistlerin ulusların refah düzeyini belirleyen etmenleri üzerinde durmalarına karşılık, günümüzde rekabetcilik konusunda genel bir mutakabakat sağlanmış olsada, tartışmaların hala devam ettiğinin burada bir kez daha altı çizilmiştir.
DÜNYA EKONOMİK FORUMU (WEF ) TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN KÜRESEL REKABETCİLİK ENDEKSİ (KRE)
Dünya Ekonomik Forumu; rekabetcilik sıralamasını Küresel Rekabetcilik Endeksine (KRE) dayandırmaktadır. Bu endeks son derece kapsamlı, ulusal rekabetcilik konusunda mikro ve makro ekonomik durumu, ayrıntılı olarak analiz eden bir yapıya sahiptir. Dünya Ekonomik Forumu ülkelerin kalkınmışlık düzeyini üç kategoriye ayırmaktadır.
Üretim faktörleri odaklı ekonomiler
Verimlilik faktörü odaklı ekonomiler
İnovasyon odaklı ekonomiler
Bu kategoriler ve rekabet güçüne dair 12 farklı üst bileşen başlığında, rekabetcilik analiz edilmektedir.
DÜNYADA OTOMOTİV SANAYİ
Sanayi Bakanlığının hazırladığı Türkiye Otomotiv Sanayi Stratejisi Belgesinde (2010) küresel gelişmelere karşı çok duyarlı olan otomotiv sanayinin, mevcut yapısı ile gelecekte daha rekabetçi olacağını söylemenin mümkün olmadığınının altı çizilmektedir. Küresel ekonomik krizin etkilerinin azalması ile birlikte, küresel düzeyde kriz sonrasında oluşacak fırsatların değerlendirilmesi açısından Otomotiv Sanayi Stratejisinin belirlenmesi ve uygulanması büyük önem taşıdığının altı çizilmiştir. Ancak strateji belirlenmesinde sektörel bir vizyonun ortaya konulması yoğun tartışmalara neden olmuş. Panel sırasında, vizyon olmadan stratejinin nasıl belirleneceği sorusunun cevaplanması istemiştir. Otomotiv sanayi, tedarikçisi ile birlikte çok geniş istihdam yaratan bir sektör olduğundan; diğer sektörlerden daha farklı konumu olan otomotiv tedarik zinciri içinde: kalite, maliyet, lojistik ve tasarım/teknoloji yönetiminin ortak olduğuna dikkat çekilerek, bu kuruluşlar arasında stratejik işbirliği kurulmasının gerektiği belirtilmiştir.
Küresel Üretim ve Türkiyenin durumu
Dünya otomotiv sanayinde yapılan üretim genel olarak Otomobil ve Ticari taşıt olarak sınıflandırılmaktadır. Bu sektörde, üretimin % 90 gibi büyük bir kısmı otomobil ve kamyonetlerden oluşan hafif araçlar sınıfında yer almaktadır. Üretim sayıları nispeten daha az olan minibüs, midibus, otobüs, kamyın , çekici vb. ise istatistiklere ticari taşıt olarak girmektedir. 2009 kriz döneminde dünya toplam motorlu araç üretimi % 13 oranında daralmıştır. Japonyada % 31 lik azalma görülürken Asya-Pasifik bölgesinde toplam üretimde sadece % 1 lik düşüş olmuştur. Bunun nedeni: Çinde % 48 ve Hindistanın üretiminde ise % 13 artış olduğu için dengeleme ve telafi edici etki yaratmış olması ile açıklanmaktadır. Bu bölge , toplam dünya üretimi içinde aldığı % 41 pay ile ilk sıradadır.

Tablo I de görüleceği gibi 2010 Ocak-Eylül dönemi incelendiğinde, Batı Avrupada (% 5,2 lik daralma) hariç, genel olarak tüm dünyada Otomotiv Pazarında iyileşme sürecine girildiği, açıkça görülmektedir. Bu konuda en büyük genişleme % 15,10 ile Japonya pazarında oluşurken, Brezilya+Arjantin ikilisi onu % 10,60 ile izlemektedir. Türkiyenin dünya üretinideki payı; 2008 yılında 1milyon 147 bin adet ile Belçika, Çek Cumhuriyeti, İran, Polonya ve İtalyanın önünde 15. sırada bulunmaktaydı. Bu pay 2009 da 17. sıraya gerilemiştir.
AVRUPA OTOMOTİV SANAYİ
AB otomotiv sektörünün ABnin rekabetciliğinde önemli bir rol oynayacağı düşüncesiyle sektörün Lizbon Stratejisindeki önemine dikkat çekmek için Nisan 2005 de 21. yüzyıl için Otomotiv Düzenleyici Sistemleri (CARS 21) çalışması başlatılmıştır. Avrupa otomotiv pazarı yoğun ve dinamik bir rekabet yapısına sahiptir. Bu yapının temel belirteçleri;
Yeni motorlu taşıtların reel fiyatlarında son yıllarda meydana gelen düşüş;
Başarılı yeni pazarlara girişler;
Pazar paylarında önemli dalgalanmalar;
Çeşitli Pazar kesimlerinde artan müşteri istekleri ve giderek kısalan ürün hayat eğrileri;
olarak tanımlanırken rekabeti destekleyici öğeler, göreli olarak daha iyi fakat dalgalanan karlar, ve sabit
Ar-Ge harçamaları olarak ifade edilmektedir.
TÜRKİYEDE OTOMOTİV SANAYİ
5.1. Kriz Sonrası Durum
TİMin 2010 yılındaki aylık raporları incelendiğinde bir çok sektör 2008 deki kriz öncesi seviyeyi yakaladığı halde metal ve otomotiv sanayi hala kriz öncesi seviyelerin altındadır.
5.1.1. Üretim
2010 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam üretim % 27 artışla: 784 bin adete yükselmiş, bunun içinde otomobil üretimi: 443 bin dir.
5.1.2. 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam pazar , 2009 yılı aynı dönemine göre % 12 oranında genişlemiştir.
5.1.3. İhracat
2010 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam taşıt aracı (otomobil+ ticari araç) ihracatı, 2009 yılı aynı dönemine göre % 29 artmış ve 560.962 adet olmuştur. Bunun parasal karşılığı ise: 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam taşıt aracı (otomobil+ ticari araç) ihracatı, 2009 yılı aynı dönemine göre % 14 artmış ve 11,6 milyar USD ile ihracat sıralamasında birinci sırada yer almıştır.
5.1.4. İzlenebilecek Politikalar
Tüm bu iyileşmelere karşın, motorlu kara taşıtları sektöründe yapılan ihracatta gelişmekte olan ülkeler arasında Çek Cumhuriyeti, Polonyanın ardından üçünçü sıradaki Türkiye, kriz öncesine göre 1,2 milyar Euro daha az ihracat yaparak bu grupta ihracatı en fazla geride kalan ülke olmuştur.
Türkiye Otomotiv Sanayi Strateji Belgesi (2010) raporu kapsamında gerçekleştirilen ayrıntılı Güçlü yönler-
Zayıf yönler-Fırsatlar-Tehditler (GZFT) analizi sonucunda 7 temel politika önceliği tespit edilmiştir.
5.2. Otomotiv sanayi için yol haritası
Küresel kriz sonucunda tüm dünyada pazar payı, emek yoğun sektörlerde ucuz işgücüne dayalı yükselen Asya ekonomilerine, Otomotiv Sanayi gibi sermaye yoğun sektörlerde ise, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya ve Macaristan gibi ABye yeni üye olan ülkelere (AB -12 ülkeleri) kaymıştır. Bu husus göz önünde tutularak uzun vadeli stratijiler geliştirilmelidir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Dünya çok önemli bir değişim sürecine girmiştir. Ekonomik siyasal, teknolojik sosyo-kültürel ekolojik ve demografik değişimlerin önemi giderek artmakta olup, bir ülkede herhangi bir sektörün başarılı olması, o sektörün salt kendi çabaları ile mümkün olmaktan çıkmış ve o ükenin küresel rekabet düzeyindeki başarısı ile yakından ilintili hale gelmiştir.
Teknoloji geliştiren ülkelerdeki işletmelerin rekabet gücü, teknolojiyi satın alan ülkelere kıyasla daha yüksektir. Nitekim, Güçlü yönler-Zayıf yönler-Fırsatlar-Tehditler (GZFT) analizi sonucunda 7 temel politika önceliğine göre:
Ar-Ge alt yapısı iyileştirlmesi,
Şirketlerin tasarım, üretim, markalaşma beceri ve kapasitesilerinin artırılması,
Otomotiv saayinde iç ve dış pazarların geliştirilmesi,
Hukuki ve idari düzenlemelerin iyileştirilmesi,
Fiziki alt yapının iyileştirilmesi,
İnsan kaynaklarının geliştirilmesi,
Gerekli hammaddelerin yerli kaynaklardan temin edilmesi, ülkemiz için önerilmektedir.
Bu önerilerin, CARS 21de önerilen politikalarla da çok çelişmediği farkedilecektir. Türk Otomotiv Sanayinin gelecekteki rekabet başarısı büyük ölçüde: yerel teadrikci kalitesi, vergilendirmenin kapsamı ve etkisi, kredi erişim kolaylığı, inovasyon kapasitesi, şirket Ar-Ge harçamaları, yeni teknolojilerin kullanılmasındaki yaygınlık, Ar-Ge için, Üniversite-Sanayi işbirliğinin başarısına bağlıdır.
Otomotiv Sanayinde taşıtlarda yaratılan katma değirin önemli bir kısmı marka sahiplerinden tedarikçilere kaymaktadır. Dolaysıyla giderek tüm aracın tasarımı ve geliştirme süreci dünyanın farklı ülkelerindeki tedarikcilerin operasyonları arasındaki ortak bir etkinlik olarak gerçekleştirilecektir. Bu nedenle tedarikçilere teknolojide yetkinlik kazandırılması, verimlilik ve maliyetlerin azaltılması konusu ile birlikte ele alınması gerekmektedir. Aracın sadece güvenli olmasını değil aynı zamanda yapılabilir ve karlı olmasını da sağlayacak tasarım, test, analiz, tasarım doğrulama ve belgelendirme için verimli üretim ve yönetim süreçlerine sahip olmak giderek daha büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden tedarikçilere bütünsel yetkinliği kazandıracak ve OEMlerin tedarikçilerle bütünleşmesi büyük önem taşımaktadır.
Son söz: Türkiyenin Otomotiv Sanayinde küresel rekabet gücü, ülkemizin istikrarlı ve gelişmiş iç pazara sahip olması ve dünya ölçeğinde tanınan ulusal markalar yaratmasıyla yakından ilgilidir.