Günümüz insanı sıkıntılı bir tablo sergiliyor. Gerek kendi iç barışı gerekse yakın ve uzak çevresiyle etkileşimi giderek karamsarlaşıyor. Adeta kendimizden uzaklaşıp başkalaşıyoruz. Öyle ki insanların kendilerine ve diğerlerine yönelik vahşetleri, günlük alışkanlıklar düzeyine indi. Kendi ölçüsünde mertliği ve onuru olan eski dağ eşkıyalığı ya da mahalle kabadayılığı, modern şehirlerin orta yerlerinde her türlü ölçüden uzak vahşete dönüştü. Neden acaba? İnsanların hangi ihtiyaçları karşılanmıyor, hangi duyguları tatmin olmuyor da çığırından çıkıyor davranışlar?
Günümüz insanının temel ihtiyaçlarının giderilmesindeki değişimin analizi, bu soruların analizi için önemli ipuçları oluşturacaktır. Nitekim. Temel ihtiyaçlar aynı ama bunların karşılanma biçimleri ve yöntemleri de değişen her şeye paralel olarak değişmiştir. Kısacası insan ihtiyaçları da hızla insani olmaktan uzaklaşmış görünüyor.
A. Maslow, insanın ihtiyaçlarının hiyerarşik olarak sıralandığını ileri sürmüş, deneylerle de bunu kanıtlamaya çalışmıştır. Bu teori, birçok akademisyen tarafından eleştirilmiştir. Bununla birlikte ihtiyaçların belirli bir önceliğe göre sıralandığı genel bir kabul görmüştür.
Maslowa göre kim olursa olsun her insanın ihtiyaçları belirli bir hiyerarşiye göre dizilmiştir. En temelde yeme içme, çoğalma gibi ihtiyaçlar, arkasından barınma, üçüncü sırada korunma daha sonra sevgi ve son sırada ise kendini gerçekleştirme ihtiyacı yer almaktadır. Bir piramit şeklinde sıralanır bu ihtiyaçlar. Piramidin temelinde yer alan temel fizyolojik ihtiyaçlar hemen herkes tarafından karşılanırken ihtiyaçlar hiyerarşisinde piramidin yukarılarına çıktıkça söz konusu ihtiyacı gideren insanlar da azalmaktadır. Teoriye göre bu ihtiyaçlar önceliklidir yani biri karşılandıktan sonra diğerine geçilebilir. Teorinin en çok eleştirilen yönü de burasıdır. Nitekim hayat hızlandıkça, yaşam koşulları karmaşık hale geldikçe ihtiyaçların içerikleri, yoğunluğu, biçimleri gibi sıralaması da etkilenmiştir.
Şimdi günümüz bilgi insanının temel ihtiyaçlarını bu teorinin verileri ışığında ele almaya çalışalım.
Günümüz insanını yalın bir biçimde içinde bulunduğu yakın ve uzak çevre ile etkileşimini de göz önünde bulundurarak ihtiyaçlarına bakıldığında insani ihtiyaçları yönlendiren temel dinamiklerde değişmelerin oluşu dikkati çekmektedir.
Günümüz insanı kendisinden, duygularından, öz değerlerinden ve yerel kültürel değerlerinden giderek uzaklaşıyor. Özellikle batılı gelişmiş toplumlarda maddi ihtiyaçların egemenliği altında insanların adeta ezildiği, ruhsal bunalımlara girenlerin giderek çoğaldığı bilinen bir gerçektir.
Şu halde ihtiyaçlarının nasıl sıralandığını tartıştığımız günümüz insanının yaşam çevresi kuvvetli biçimde değiştiğinden ihtiyaçların da değiştiği en azından yön değiştirdiğini kolaylıkla söylemek mümkündür. Öyle ki insani ihtiyaçların sıralanması artık tartışılır hale gelmiştir. Çünkü tek başına maddi ihtiyaçların insanı mutlu ve uyumlu hale getirmeye yetmediği giderek daha iyi anlaşılmıştır. Nitekim Maslowdan sonra ihtiyaçlar konusunda geliştirilen teoriler de bu noktayı kuvvetle vurgulamaktadır.
Maslowun bir piramit biçimde sıraladığı ve en temel seviyede yer alan temel ihtiyaç olan yeme, içme ve çoğalma yani cinsellik ihtiyacının günümüzde giderek abartıldığı gözleniyor. Öyle ki abartılı temel ihtiyaçlar, normal vücut ihtiyaçlarının ötesine geçmiş olduğundan bir yandan obezite giderek yaygınlaşan bir hastalık olarak boy gösteriyor. Diğer yandan cinsel ihtiyaçların giderilmesi de giderek doğal olmaktan uzaklaşmıştır.
Vücudun hayatiyetini sürdürmesi için gerekli olan yeme içme alışkanlığı da cinsellik ihtiyacı da hem biçim değiştirmiş hem de yön değiştirmiştir. Oturmuş beslenme kültürü, ayaklanarak yeme içme işini karışık bir oturmamışlığa sürüklemiştir. Dolayısıyla her insanın doğal olarak gidermesi gereken bu temel ihtiyaç yine vardır yine önceliklidir yine giderilmektedir. Ama bu temel ihtiyacın giderilme şekli de günümüzün değişim rüzgârından nasibini almıştır.
Gelelim ikinci sırada yer alan barınma ihtiyacına. Maslowa göre yeme, içme ve cinsellik ihtiyacını gideren birey, hayatını sürdürmek üzere barınmalıdır. Başını sokacak bir ev edinmek bu ihtiyacın günümüzdeki yansımasıdır. Düşünün ki ağaç kovuklarında toprağa yakın yaşamaktan, günümüzün beton ve demir yığınları içindeki yüksek katlı binalarında topraktan ve doğal olmaktan uzak bir yaşama geçilmiştir. Bu temel insani ihtiyaç da hem yön hem de biçim değiştirmiştir. Dolayısıyla insanların başlarını sokacak bir evleri olsa da bu ihtiyacın gerçekte ne kadar giderildiği tartışılır. Çünkü, günümüz insanı doğallığı temsil eden topraktan uzaklaşmıştır.
Korunma olarak üçüncü sırada yer alan temel ihtiyacın doğal bir biçimde giderilmesi de hayal oldu günümüzde. İnsanın hayatına mal olabilecek doğal olaylar, afetler, korkunç hayvanlardan korunma yerine günümüz insanı en çok hem cinsi olan diğer insanlardan korunmak ihtiyacında. Nitekim günümüz insanı hem sokakta hem iş yerinde ve hatta kendi evinde güvende hissetmiyor. Doğal afetler ve diğer tehlikeler yerini adeta insanların insanlara yönelttikleri tehlikelere, sanal afetlere bırakmıştır. Trafikte, sokakta, iş yerinde, kısacası hayatın her alanındaki tehlikeler bir de bilgi bombardımanları, kırmızı noktalı yayınlar, internet kafelerinde ekran karşısında geçirilen sanal saatler de eklendi ve ekleniyor. Bisikletten düşme, elbiseleri ile çamurlara bulaşma, eve geç gelme gibi masumane çocukluk dönemi sıkıntıları yerlerini sanal sıkıntılara bırakmıştır.
Sıra geldi sevgi ihtiyacına. Temel insani ihtiyaçlarının dördüncü sırasında bireyin sevme, sevilme ve bir yere, bir gruba, değerler sistemine ait olma ihtiyacı yer alıyor. Yer alıyor da sevgi ihtiyacı da değişti günümüzde. Yalan sevgiler, sanal sevgiler, gerçekte olmayan sevgililer, elektronik ortamlara taşınan aşklar, temel insani duygu olan sevginin de kimyasını bozdu. Kısacası doğal olmaktan uzaklaştı sevgiler, sevgililer. Bir bakışa, bir söze canlar feda edilen sevgiler, sevgililer yok artık. Sevgilisini bir hiç uğruna vahşice katledenler çoğalıyor. Maddi beklentilerin girdabında basit bir araç olmanın ötesine geçemeyen sevgi, doğallığını yitirildikçe temel bir insani ihtiyaç olarak giderilmesi de aksıyor. Sanal sevgiler, gerçek aşkı ve sevgiyi öteliyor, erteliyor. Dolayısıyla günümüz insanının belki de en çok azlığını duyduğu, hazımsızlığını çektiği kısacası hasret çektiği ihtiyaç ne yazık ki sevgidir, sevilmektir, bir gruba ait olmaktır.
Nihayet en son sırada yer alan kendini gerçekleştirme ihtiyacı da değişti günümüzde. Kendini gerçekleştirme normalde her bireyin ulaşamadığı ancak belirli düzeyde insanların ulaştığı bir ihtiyaç seviyesidir. Kişilerin diğer insanlara kendisini anlatmaları, bir etkinlikleri, bir ürünleri, bir farklılıkları ile kendilerini ortaya koymaları bir anlamda topluma mal olmaları ve kendilerini gerçekleştirmeleridir.
İnsanlar doğal olarak, nasıl kendilerini gerçekleştirirler? Örneğin bir kitap yazarak. İnsanların hayatlarını kolaylaştıracak bir buluş yaparak. Tüm insanlığa mal olacak bir yapıt, bir eser üreterek bunu yaparlar.
Günümüz insanı kendisini gerçekleştirmeden uzaklaşmış hem de çokça uzaklaşmıştır. Düşünün ki köy yerinde veya sakin bir kent mahallesinde bir düşküne yardım etmek, bir fakirin elinden tutmak, yaşanan yere bir katkı sağlamak, yoldaki bir taşı kenara almak mutlu eder, tatmin ederdi insanları. Doğa ile iç içe olmak yakınlaştırırdı insanları. Ve paylaşmak en büyük erdemdi insanlar için. Başkasına güvenmek, onlardan yardım istemek en doğal davranışlar arasındaydı. Küçük köy yerinde dilenci olmaz, çünkü aç kalan olmazdı. Herkes herkesi bilir, zaten yapılması gerekeni yapardı. Tabi ki çok çalışırdı insanlar. 7den 70e herkes bir uğraşın içindeydi. Herkesin bir işi bir uğraşı kendisini egemen hissettiği bir yaşam alanı vardı.
Kişiler kendilerini çoğunlukla iyi hissederlerdi. Kendilerini kolaylıkla ifade eder, memleket meselelerini bile konuşur hem de çok önemli analizler yaparlardı. Düşüncelerini ve inançlarını oradan buradan gelen etkilerin gölgesinde değil tabii olarak yaşarlardı. Kısacası istekler insani, ihtiyaçlar insani, bunları giderme şekli de insaniydi.
Ya günümüz insanı. Yukarıda da sıralandığı üzere hemen her isteğimiz, her ihtiyacımız şekil değiştirdi, biçim değiştirdi. Yeme içmemiz doğal olmaktan çıktı. Yapay ve hormonlu yiyecekleri ayak üstü tüketip, sonra da yine yapay yollarla kilo verme uğraşları içindeyiz. Topraktan uzaklaşan ev hayatımız, aile içi kavgalar ve iletişimsizlik nedeniyle barınma ihtiyacımızı gidermekten çok uzak görünüyor. Doğal afetlerden çok birbirinden korkar oldu günümüz insanı. Nitekim analar çocuklarını boğazlayabiliyor, trafikte insanlar nedensizce insanlara kıyabiliyor. Ve günümüz insanı güvende hissetmiyor kendini.
Belki de en önemlisi sevgisizlik denizinde yaşıyor günümüz insanı. Ne seviliyor, ne seviyor. Yapay görüntülerin, yalancı aşkların, olgunlaşmamış ilişkilerin kurbanı oluyoruz. Aşkımızı ya saklıyor ya da yaşamıyoruz. Bastırılmış duygular doğal olarak sergilenmedikçe yer altına sanal âlemlerdeki yapaylığa yöneliyor. Yöneliyor da kendisinden geçiyor günümüz insanı.
Sevgisizlik denizinde boğulan, kendisini ifade demeyen, başka yollarla kendisinden ve toplumdan öç almaya çalışan insanların bir eser üreterek, başkalarına bir fayda üreterek kendilerini gerçekleştirmeleri de zaten hayal oldu günümüz insanı için.
Bütün bunlar adeta bize ne oluyor? dedirtiyor.