Bir türlü ekonomik krizden kurtulamayan ve sürekli Yunanistan-İtalya-İspanya ve Portekiz gibi fakir Akdenizli üyelerinin borç krizi ve mali iflas tehlikesi sorunuyla karşılaşan AB; 1951 deki AKÇT (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu)nun kuruluşundan beri en büyük krizini yaşamakta ve dağılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
2002 yılında Tek Para Sistemi EURO ya geçen ve Eurozone yani AB parasının dolaştığı bölge ekonomik olarak olduğu gibi siyasi olarak da tarihinin en kötü günlerini yaşamaktadır. Son olarak Dünya tarihinde görülmemiş bir şekilde iflas eden ve beraberinde Eurozone bölgesini de bataklığa çeken Yunanistanı kurtarmak için AB, Yunanistanın 37 milyar Euro borcunu silmeyi kararlaştırmış, ayrıca Yunanistana 150 milyar Euro yeni kredi açmıştır. Bu miktar Afrika, Güneydoğu Asya ve Latin Amerikada ki bütün Az Gelişmiş Ülkelere (AGÜ) BM bünyesinde 1961 de UNCTADın kurulması ile kararlaştırılan YUED (Yeni Uluslararası İlişkiler Düzeni) ve bu çerçevede AGÜ lere verilen toplam borç miktarı ve silinen borç toplamından daha büyük bir meblağdır.
AB küçük ve şımarık üyesi Yunanistanı ekonomik bakımdan krizden çıkartarak ABnin dağılmasını geciktirmeye çalışırken, diğer Helen kökenli daha küçük ve daha şımarık üyesi egemenliği kısıtlı, komşularıyla siyasi sorunlarını çözememiş, sınırları ve siyasal iktidarı tartışmalı ve uluslararası hukuka aykırı olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AByi yıllardır siyasi ipotek altında tuttuğu yetmiyormuş gibi şimdi de Kıbrıs açıklarında Doğu Akdenizde tartışmalı sulardaki münhasır ekonomik bölgede petrol ve doğalgaz sondajına başlamıştır. Egemenliği İngiltere-Türkiye ve Yunanistan lehine kısıtlanmış olan ve Türk ve Rum toplumların siyasi eşitliği temelinde 1960 yılında Londra ve Zürih Anlaşmasıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinin malı olan bu yeraltı kaynakları Garantör Devletler ve Kurucu – Eşit ortak Türk Toplumu yok sayılarak sadece Rumların malıymış gibi petrol ve doğalgaz arama ve sondaj işi uluslararası ihaleye çıkartılmış ve ABD-Yahudi kökenli bir firmaya ihale edilmiştir.
Türkiye garantör ülke olarak uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak Rumların petrol ve doğalgaz aradığı bölgenin yakınına 1975 te Egeye Hora sismik gemisini yolladığı gibi, Piri Reis sismik gemisini göndererek siyasi olarak Rumlara mesaj vermiş ve Doğu Akdenizde ki Rumların sondaj yaptığı alanın Rumların münhasır ekonomik alanı olarak tanımadığını ilan etmiştir.
Rumların sondaj yaptığı Doğu Akdenizde ki bölgede bulunan hidro-karbon yataklarının ekonomik değerinin 7 trilyon dolardan fazla olduğu ve tek başına ABnin 25 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabileceği hesaplanmaktadır. 1975 ve 1987de Yunanistanın Ege Denizinde petrol sondajına başlamasının Türkiye ile Yunanistanı 2 kez savaşa sokmasının an meselesi olduğu ABD ve ABnin Yunanistana baskı yaparak geri adım attırıp sondaja son verdirmesi ile savaş tehlikesinin atlatıldığı unutulmamalıdır.
Türkiye bu kez de diğer Helen devleti Rumların Fait a Compli (Oldu-Bitti)sine kesinlikle boyun eğmeyecektir. Rumların sismik araştırmalarını devam ettirmeleri başlarına tekrar 20 Temmuz 1974de, Yunanlıların başına da 9 Eylül 1922de gelen bizzat Yunanlıların kendilerinin Küçük Asya Felaketi olarak adlandırdıkları yeni felaketler gelmesine yol açacaktır. 2 şımarık Helen devletinin de akıllarını başlarına alıp biran önce KKTC ve Türkiye ile anlaşmaları gerekmektedir. Aksi takdirde Doğu Akdenizde sular ısınıyor, çanlar Rumlar için çalıyor bizden uyarması.