Sağlıklı toplum nasıl oluşur? Yoksulluğun azaltılması, işsizliğin önlenmesi, çevre duyarlılığının geliştirilmesi, giderek yaygınlaşan, derinleşen, kronikleşen ve yaşamı tehdit eden yerel, bölgesel ve küresel sorunların çözümünü devletten beklemek ne kadar akılcıdır? Toplumsal yararı kişisel yararın önüne koyabilen, içinde yaşadığı topluma, çevreye ve geleceğe karşı duyarlı ve sorumluluk duygusu gelişmiş bireylerin artması geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacaktır.
Türkiyede sosyal değişimi olumlu yönde etkileyecek önemli bir aktör ve dinamik bir sektör olarak sivil toplum, giderek ağırlığını daha çok hissettirmektedir. Ancak bu konuda toplumsal algılama ve bilinçlenme arzu edilen düzeyde değildir. Buna rağmen Türkiyede sivil topluma bakış açısının son 15 yılda ciddi ölçüde değişim geçirdiği söylenebilir. Bu değişim sürecinde 1996 yılında İstanbulda gerçekleşen Habitat Konferansının ve 2001de AB üyelik süreci çerçevesinde kabul edilen Kopenhag Kriterlerinin katkısı büyüktür.
Sivil toplumun dünya çapında artan önemi konusunda bilinçlenme doğal olarak artmaktadır. Ayrıca ABnin demokratik değer ve uygulamalarını benimsemede önemli adımlar atılmaktadır. Böylece ülkemizde üçüncü sektörün örgütlenmesinde 1980den beri süregelen kısıtlamalar büyük ölçüde kalkmış ve sivil toplum faaliyetleri için daha elverişli bir iklim oluşmuştur. Son yıllarda sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet konuları daha ağırlıklı olarak gündeme girmekte ve küresel sivil toplum hareketine Türkiyeden de katılım artmaktadır.
Bu yazıda öncelikle Türkiyede sivil toplumun mevcut durumunu özetleyeceğim. Derneklerle ilgili istatistiklere ve gönüllü katılım performansımıza değindikten sonra, Türkiye Kalite Derneğinin yirmi yıllık serüvenini ve kazandığı deneyimleri paylaşacağım.
TÜRKİYEDE SİVİL TOPLUMUN MEVCUT DURUMU
Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) tarafından Ocak 2004-Aralık 2005 tarihleri arasında CIVICUS (Yurttaş Katılımı için Dünya İşbirliği) uluslararası kuruluşunun Sivil Toplum Endeksi Projesi (STEP) gerçekleştirilmiştir (1). Böylece sivil toplum sektörünün güçlü ve zayıf yönleri belirlenmeye ve sektörün darboğazları ve gereksinimleri hakkında farkındalık yaratmaya çalışılmıştır. Son derece kapsamlı ve analitik bir çerçeve oluşturan bu çalışmayla uluslararası karşılaştırmalı bir bakış açısı da edinilmektedir.
Kavramsal çerçeve, yapı, ortam, değerler ve etki olmak üzere dört ana boyuttan oluşmaktadır. Yapısal boyut dendiğinde üye sayıları, sivil toplum altyapısı, insan kaynakları ve mali kaynaklar, bağış yapma ve gönüllülük oranları, şemsiye kuruluşların varlığı gibi göstergeler akla gelmektedir. Ortam boyutu yasal, siyasi, kültürel ve ekonomik bağlamlar, devlet ve özel sektör ilişkilerini içermektedir. Değerler dediğimizde demokrasi, hoşgörü, cinsiyet eşitliği, çevresel sürdürülebilirlik gibi benimsenen ve savunulan kavramlar anlaşılmaktadır. Etki boyutunda ise kamu politikalarını etkileme, yaşam standartının yükseltilmesi gibi göstergeler anlaşılmaktadır. 74 gösterge ile tanımlanan modelde söz konusu dört boyut Sivil Toplum Karosu şeklinde görselleştirilmiştir.
Araştırma, Türkiyede sivil toplumun gelişmeye açık ve hızlı bir değişim süreci içinde olduğunu vurgulamaktadır. Ancak bulgular, güçlü yönlerden çok zayıf yönler ortaya koymaktadır. Raporda sunulan gelişmeye açık alanlar arasında özellikle üç noktayı belirtmek isterim.
1. Gönüllü katılımın zayıflığı: Türk halkının geneli sivil toplum hareketinden kopuk yaşamaktadır.
2. Kurumsal kapasitenin yetersizliği: STKların özellikle insan kaynakları ve teknik altyapı alanlarında kurumsal kapasiteleri son derece kısıtlıdır.
3. STKlar arasında işbirliğinin yetersizliği: Ortak amaçlar için çalışan STKlar arası güç birliği sağlıyacak ağ ve platformlar son yıllarda sayıca artmakla beraber, STKlar arası işbirliği ve iletişim düzeyleri oldukça sınırlıdır. Uluslararası benzer STKlarla etkileşim ve bilgi paylaşımı yetersizdir.
Araştırmada sivil toplumun güçlenmesi için çözüm önerileri de yer almaktadır. Bunlar arasında yer alan iyi yönetişim ve kurumsal sosyal sorumluluk kavramlarını vurgulamakta yarar görmekteyim.
1. STKlarda iyi yönetişim: STKlarda iyi yönetişim ilkelerinin kurumsal kültür içerisine yerleştirilmesi ve şeffaflık ve hesap verebilirliğin sağlanması gerekir.
2. Kurumsal sosyal sorumluluk ve özel sektör desteği: Özel sektör kuruluşlarının STKlara bir kerelik bağışçı ve destekçi olmak yerine stratejik ve süreklilik gösteren işbirlikleri yapması, çalışanlarının gönüllü ve üye olarak STKlara katılımını teşvik etmesi STKları çok daha güçlendirecektir.
Belirtilen iyi yönetişim ilkeleri arasında şeffaflık, hesap verebilirliğin yanı sıra, tutarlılık, etkililik, katılımcılık, etik değerlere bağlılık sayılabilir. Bu ilkeler önemli ölçüde Marilyn Wyattın STK Yönetişim Rehberi raporunda yer almaktadır (2). Gönüllü kuruluşların tüm paydaşlar ve toplum karşısında açık ve şeffaf olması, gerçekleştirilen tüm etkinlikler ve kaynakların kullanımı konusunda bilgilere kolayca erişimin sağlanması beklenir. Misyon ve vizyon doğrultusunda gerçekleştirilen etkinliklerin ve kaynak kullanımının tarafsız bir kuruluş tarafından denetlenmesi ve hesap verme mekanizmalarının kurulması tüm paydaşlarda güven duygusunu güçlendirir, üye ve gönüllülerde bağlılığı artırır.
STKlar amaçları çerçevesinde faaliyet gösterdikleri sürece tutarlıdırlar. Yönetim Kurulu etkin planlamayla ve düzenli değerlendirmelerle etkinliklerin misyon ve vizyonla uyum içinde olduğunu gözetir. Amaçlar doğrultusunda değer yaratılırken en az kaynakla en yüksek etkiyi yaratmaya özen gösterilmelidir. STKlar paydaşların, üye ve gönüllülerin katılımını ve desteğini sağlamak için uygun ortamları geliştirmelidir. Yönetim Kurulu yüksek etik değerleri geliştirir, tüm çalışanlar ve paydaşlarla paylaşır, bu değerlerin benimsenmesini ve özenle korunmasını gözetir.
GÖNÜLLÜLÜK KARNEMİZ NE DURUMDA?
Ülkemizdeki aktif dernek sayısı Nisan 2010da 84.205 olarak görülmektedir.
(www.dernekler.gov.tr). En fazla derneğin aktif olduğu beş ilimiz sırasıyla İstanbul (17.315), Ankara (8269), İzmir (4642), Bursa (3294), Kocaeli (2455)dir. Sıralamada en sondaki iller ise Bayburt (145), Tunceli (108), Kilis (107), Şırnak (107) ve Ardahan (86)dır. Coğrafi bölgeler açısından bakıldığında en çok derneğin Marmara Bölgesinde faaliyet gösterdiği görülmektedir. Ancak bölgesel nüfus göz önüne alındığında İç Anadolu Bölgesinde de dernekleşmenin Marmara Bölgesine yakın olduğu gözlemlenmektedir.
2005-2009 arası son beş yılda aktif dernek sayıları sırasıyla 71.287, 73.378, 77.849, 80.200 ve 83.583dür. Verilerden de görüldüğü gibi dernek sayıları sürekli artmaktadır. Yıllara göre dernek sayısındaki artışa paralel olarak toplam üye sayıları da 4.738.414 (2004), 6.935.419 (2005), 7.674.066 (2006), 7.181.499 (2007), 7.349.454 (2008) şeklinde giderek yükselmektedir. Aktif dernekler hizmet alanlarına göre sınıflandırıldığında ilk üç sırada dini hizmetler (15.072), spor (14.488) ve yardımlaşma (14.016) yer almaktadır. Daha sonra sırasıyla kalkınma (9589), mesleki dayanışma (8217), Toplumsal yaşam (5429), dostluk (4108), kültür (3241) ve sağlık (1896), imar (1465) gelmektedir. Görüldüğü gibi gençlik (614) ve öğrenci (260) dernekleri sayı olarak ilk on içerisinde değildir.
Gönüllülük konusunda yapılan araştırmalara göre, Türkiye için ortaya çıkan genel tablo oldukça şaşırtıcıdır. Bu alanda bir uluslararası ve bir ulusal düzeyde gerçekleştirilen iki çalışmanın sonuçlarına kısaca değinmek isterim. Birincisi 1981 yılından bu yana dünyanın pek çok ülkesinde yürütülen Dünya Değerler Araştırması, ikincisi ise Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfının Infacto araştırma şirketine yaptırdığı ve Kasım 2008de gerçekleştirilen Türkiyede Gençlik, Gönüllülük ve Sosyal Sermaye Araştırmasıdır.
Dünya Değerler Araştırmasına göre Türkiyede gönüllü faaliyetlere katılanların oranı sıralamasında Türkiye %1,7lik değerle, 55 ülke arasında sonuncu sırada yer almıştır. Gönüllü katılım yüzdesi ABDde %67,8, İsveçte %56,4, Hollandada %49,8dir. Bu çalışmaya göre kentsel alanda yaşayan, 18-35 yaş arası gençlerin gönüllü faaliyetlere katılımı da benzer bir sıralama göstermektedir. Gençlerin katılımı ABDde %70,6, İsveçte %54,4 ve Hollandada %48,7, Türkiyede ise %7,7dir.
TEGVin araştırması incelendiğinde, olumsuz sonuçlar daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. 15 ilin kentsel bölgelerinde 18-35 yaş diliminde 748 gençle yapılan yüz yüze görüşmelere göre, son bir yıl içinde Türkiyedeki gençlerin sadece yüzde 4,8inin gönüllülük faaliyetlerine katıldığı görülmüştür. Başka bir deyişle gençlerin %95,2si son bir yılda hiç gönüllü faaliyette bulunmamıştır. Türk gençlerinin gönüllülük faaliyetlerine bu kadar düşük oranda katılmalarının nedenleri arasında, zaman ve maddi olanaklarda ki yetersizlikler en önemli neden olarak görülmektedir. Aynı araştırmada evet yanıtı verenlerin çoğunluğu (%53), gönüllülük faaliyetine haftada ancak dört veya daha az zaman ayırabilmektedir. Haftada 9 saatten fazla zaman ayıranlar ise %23,4dür.
Bu sonuçlara göre ülkemizin gönüllülükte ne kadar geride kaldığını daha iyi algılayabilmek için ABDdeki benzer araştırmalara göz atılabilir (3). 2008 yılında 61.8 milyon Amerikalı yetişkin (nüfusun % 26.4ü) toplam 8 milyar saat gönüllü hizmet sunmuştur. Ekonomik krize rağmen toplam katılan birey sayısı 2007ye göre bir milyon kişi artmıştır. 16-24 yaş grubunda katılan genç sayısı 2007de 7.8 milyon iken, 2008de 441 bin kişi artarak 8.2 milyon olmuştur.
Gençlerin gönüllü faaliyetlere katılmasının yararları ne olacaktır? Araştırma sonuçları bu soruya da ışık tutmaktadır. Gönüllülük etkinlikleri, anomi olarak adlandırılan bireylerin toplumsal norm ve değerler konusunda akıllarının karışık olması duygusunu azaltmaktadır. Aynı zamanda, bireylerin tanımadıkları kimselere de güvenebilmeleri anlamına gelen genelleştirilmiş güven ve empati duygularını yükseltmekte, kendine olumlu bakışı getirmektedir. Özetle gönüllü katılım gençleri kendisinden daha memnun, çevresine ve geleceğine karşı daha güvenli ve dünyaya karşı daha hoşgörülü bakmasını sağlamakta ve gençlerin kişisel gelişimini ve meslek yaşamını olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle gönüllü yaklaşım daha iyi bir topluma ulaşabilmek için önemli bir kaldıraç oluşturmaktadır. Araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak www.tegv.org web adresinden daha ayrıntılı bilgi elde edilebilinir.
KALDERİN MÜKEMMELLİK YOLCULUĞU
Kamu ve özel sektörlerin yanı sıra misyon temelli gönüllü kuruluşların güç olarak ortaya çıkması, demokrasinin geliştirilmesi, insana saygıyla başlayan bilinçlenme ve yaşam kalitesinin artması için bir güvencedir. Türkiye genelinde gönüllülük konusunda yapılan araştırma sonuçlarının, ülkemizin gönüllülükte sınıfta kaldığına işaret etmesi üzücüdür. Diğer taraftan Türkiye Kalite Derneğinin misyonu doğrultusunda KalDer gönüllülerinin fark yaratması örnek uygulama olarak gurur vericidir.
KalDer Mükemmellik yolculuğunda yirminci yıla girmiştir. Yirmi yılda gelinen nokta tüm üye ve gönüllülerimizin eseridir. KalDer Ulusal Kalite Hareketi, eğitim programları, dış değerlendirme çalışmaları, mükemmellik aşamaları programı, yerel ve ulusal kalite ödül Süreçleri, her yıl düzenlenen Ulusal Kalite Kongresi, Ankara Kamu Kalite Sempozyumu, Bursa Kalite ve Başarı Sempozyumu, İzmir Mükemmelliği Arayış Sempozyumu, Eskişehir Kalite Şöleni, Kazananlar Konferansı, Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi (TMME) projesi, Küresel İlkeler Sözleşmesi çerçevesinde tasarlanan Yönetim Kadının Hakkıdır projesi ve diğer etkinliklerle ülkemizde mükemmellik anlayışının yayılımında öncü rol oynamaktadır. Yirminci yıl nedeniyle geçmiş yıllarda sadece İstanbulda gerçekleştirilen Kazananlar Konferansı bu yıl Anadoluda KOBİlerin ağırlıklı olduğu şehirlerde yapılacaktır. Bu bölümde gönüllü kuruluşlar için örnek oluşturabileceği düşüncesiyle KalDer için önemli gördüğüm son iki yılda gerçekleştirilen çalışmaların bir kısmına kısaca değineceğim.
Misyon ve vizyonun güncellenmesi: 2009 yılında, geniş paydaş gurubunun katılımıyla misyon, vizyon ve değerler gözden geçirilmiş ve misyonumuz Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek, ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak ve vizyonumuz Cumhuriyetimizin 100. yılında sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı çerçevesinde ülkemizi çağdaş yaşam düzeyine ulaştırmak amacı ile, Türkiyenin tüm bölgelerinde mükemmellik kültürünü içselleştirmiş, rekabetçi kurum ve kuruluşlar yaratılmasına katkıda bulunan bir kuruluş olmak şeklinde benimsenmiştir. Kurumsal değerlerimiz ise Güvenilir olmak, İnsana saygı, Sürekli iyileştirme, Gönüllülük şeklinde Haziran 2008de yapılan Kurum Kültürü Çalıştayında belirlenmişti.
Etik Kurallar ve Etik Kurul: KalDer etik kurallar konusunda duyarlılığını her zaman koruyarak, iyi yönetişim ilkelerinin benimsenmesi ve kurumsal sosyal sorumluluk bilincinin artmasında özen göstermektedir. 2008de Yönetim Kurulu tarafından KalDerin Etik ilkeleri saptanmış ve bu kurallar çalışanlar, üye ve gönüllüler ve iş ortaklarıyla paylaşılmıştır. KalDer ailesi için etik pusula olacak bu kuralların uygulanması ve yönetimi için Etik Kurul oluşturulmuştur.
Dış Değerlendirme: KalDerin tüm kuruluşlara yaymaya çalıştığı özdeğerlendirme ve dış değerlendirme kültürünü kendisi için de uygulaması son derece anlamlıdır. İlki Mart 2009da gerçekleştirilen dış değerlendirme, Mart 2009da da tekrarlanmıştır. Gelişmeye açık alanların belirlenmesiyle puan tablosunun ikinci yıl önemli ölçüde iyileşmesi sevindiricidir.
Genç-Kal Gençlik Platformu: KalDere genç gönüllü katılımın artırılması, KalDerin geleceğinin güvencesi olacaktır. Bu inançla, 2009 yazında Genç-Kal adıyla KalDer Gençlik Platformu oluşturulmuş ve Genç-Kal ilk etkinliğini 14 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştirmiştir. Kişisel gelişim amaçlı 5K Eğitim Çalıştayında gençler için Kalitem, Kişiliğim, Kariyerim, Katkılarım ve Kazançlarım teması bir dizi seminerle işlenmiştir. Benzer bir uygulama 17 Nisan 2010 tarihinde KalDer İzmir şubesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecektir.
Diğer STKlarla Güç Birliği Oluşturmak: KalDer düzenlediği etkinliklerde ortak amaçlar doğrultusunda ilgili STKlarla iş birliği yapmaktadır. Nitekim 16-18 kasım 2009 tarihlerinde gerçekleştirdiği 18. Kalite Kongresinde Sürdürülebilir Topluma Dönüşüm: Yeni iş Yapma Biçimleri teması işlenirken İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneğiyle yakın işbirliği yapmıştır. Aynı şekilde ABDnde Türk Bilim İnsanlarımızın oluşturduğu TASSA Derneği ile de kongrelere konuk konuşmacı sağlamakta destek almaktadır. İlgili STKlarla bir işbirliği sözleşmesi imzalayarak bu tür iş birliklerinin daha uzun süreli olmasını ve ilişkinin güç birliğine dönüşmesini planlamaktayız. Bu kapsamda iki sözleşme Sağlıkta Kalite İyileştirme Derneği (SKİD) ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile imzalanmıştır.
Katılımcı demokrasi ve aktif sorumlu bir yurttaş olmanın önkoşulu gönüllülüktür. Eğer dünyadaki sorunların değil, çözümün bir parçası olup yaşam kalitemizi yükseltmek istiyorsak, daha iyi bir dünya için sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmak en akılcı yaklaşımdır. Bu noktada KalDerin en büyük varlığının KalDer gönüllüleri olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.
Gönüllü katılım, yapılacak işi coşkuyla ve şevkle yapmak demektir. Ortak bilinç ve ortak akıl oluşturarak, düşlerimizin gerçeğe dönüştürmek için güç birliği oluşturmaktır.
KalDerin kurumsal kültürünü betimleyen en çarpıcı özellikleri, Gönüllülük, Geniş bakış açısı, Geleceğe odaklanmak, Gelişimde süreklilik, Girişimci ruh, Güç birliği ve Genç katılım şeklinde 7G şifresi olarak özetlemek istiyorum. Katılımcı demokrasinin vazgeçilmez öğesi olan sivil katılımın, genel güven duygusunu güçlendiren, sosyal sermayenin gelişimine katkı yapan örgütlü gönüllülüğün toplumda daha fazla yaygınlaşmasını içtenlikle diliyorum.
Kaynaklar:
1. Filiz Bikmen, Zeynep Meydanoğlu (Editörler), Türkiyede Sivil Toplum: Bir Değişim Süreci, Uluslararası Sivil Toplum Endeksi Projesi Türkiye Ülke Raporu, TÜSEV Yayınları No:39, 2006.
2. Marilyn Wyatt, STK Yönetişim Rehberi, TÜSİAD ve TÜSEV Yayını, Ekim 2007.
3. Corporation for National and Community Service, Volunteering in America Research Highlights, July 2009, Web adresi: www.VolunteeringInAmerica.gov