Biz sanayiciler ürün ve istihdam sağlarız. Ürünümüze müşteriler bulmaya, yeni pazarlara girmeye çaba sarf ederiz. İşimiz bu. Ama ne yazık ki bu her zaman kolay olmuyor. Gerek kendi ülkemiz bürokrasisi, gerekse paranın sahibi banka prosedürlerini aşmak zorunda olan biz sanayicileriz. İşte bu zorlukları aşmak zorunda olan bizler; iktidarın, küresel güçlerin elinde olduğu bir dönemde, biz pazarlarımızı genişletebilirsek, yeni alanlar oluşturabilirsek, otomasyona geçip seri üretim için altyapılarımızı güçlendirip maliyetlerimizi düşürebilirsek KOBİler olarak dünya çapında yenilikçi rekabetçi küresel ekonomik bir güç haline gelebiliriz. Gelebiliriz, çünkü Türkiyede ticaret kitlesinin yüzde 99unu KOBİler oluşturuyor. Ancak, ilerlemek adına kat etmemiz gereken çok yol var.
Türk, övün, çalış, güven…
Mesela: ilk defa ihracat yapılacak ülkelerle ilgili ticari bağlantı adımları atılırken, bir çok sorun yaşamaktayız. Bu ülkeler, kendi milli imkanları ve sermayeleri ile nükleer alanda ve özellikle askeri alanda güçlü ülkeler fakat ticaret yapmak çok kolay olmuyor.
Müşterilerle bağlantılar kurulur, sözleşme aşamasından sonra, ödemeler için bankalar ile görüşme kısmı başlar. Her banka her ülke ile sorunsuz çalışmıyor, ama küresel ekonomiye meydan okuyan bir ülke ile de maalesef bizdeki çoğu bankalar hiç çalışmıyor. Ağır işleyen bürokrasisi, ticaretin yarıdan fazlasının doğrudan devletin veya devlete yarı bağlı vakıfların elinde bulunması, siyaset ile ekonominin iç içe yapısı, Dünya Ticaret Örgütüne üye olmaması nedeniyle ülke genelindeki keyfi uygulamalar, akreditif açılması ve teminat mektuplarının kabulü ile ilgili sorunlu ülkeler ile iş yapmak firmalarımıza sıkıntı yaratmaktadır. Bu pazara girmeyi düşünen firmaların da çekinmelerine yol açmaktadır. İşlemler için bankalarla temasa geçildiğinde, Türkiye`deki yabancı sermayeli bankalar, o ülkenin bankalarına teminat verme ya da alma konusunda yardımcı olmaz, o ülke ile çalışmaya pek yanaşmazlar. En önemlisi bu durum, İHRACATI zorlaştırır. Acaba, bu bankalar, yabancı ortaklı bir firma olmasına rağmen de, işleri zorlaştırır mıydı? bilemiyorum.
İşte bu zorluklardan sonra devlet destekli bankalara başvurmak tek seçenek olarak kalır. Yeni banka ile yeni münasebetler geliştirmek biraz efor sarf ettirir. Ama bu çaba sayesinde, bir şeyin farkına varılıyor: Ekonomik bağımsızlığın ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılarak, yabancı sermayeyi içeri çekerken çok dikkatli olunması gerektiği öğrenilmiş oluyor.
Ekonomisi güçlü olan ülkeler, kendisi gibi büyük bir güç olmaya aday olan ülkeleri, nasıl diskalifiye edeceğini biliyorlar ve bizim gibi az gelişmiş ülkeler üzerinden yaptıkları ambargolar ile ekonomik alanda yaptıkları engellemeleri sürdürüyorlar.
Devlet destekli bankalarımız olmasaydı...
Devlet bankaları aşılması zor, prosedürlü veya ağır işleyen bir yapı gibi düşünülür. Fakat bu aşamalar gerçekleştirildiğinde, o ülkelerin zor kapıları ambargosuzca açılmış olur. Kısacası, KOBİlerin büyümesi ve gelişmesinde en büyük rolü olan faktörün devlet destekli banka ve kuruluşlar olduğunu hiç unutmamalıyız.
Devlet destekli bankalarımız olmasaydı, bu ülkelere ihracat yapıyor olabilir miydik? Evet ama, böyle olursa, küresel güç olanlar arasında yerimizi alamayız, yabancı güçlerin istediği gibi yönlendirebildiği bir ülke haline geliriz. Ancak, millet olarak tarih sayfasında olmayı sürdürebilmek için milli birlik ve bütünlüğü sağlamak gerekli. Güçlü bir ülke ekonomisinin anahtarı bu olsa gerek…
Bu yüzden ülke olarak elimizdeki varlıkların kıymetini bilelim ve hep birlikte üretelim. Gerek teknoloji ve gerekse sanayide tüketen toplum değil üreten toplum hepimizin ortak ülküsü olmalıdır.
Güçlü olmanın bilinci ile,