Yaşamımızın vazgeçilmezleri arasına giren Beyaz Eşya ürünleri krize rağmen bütün dünyada üretimde en az kaybeden sektörlerin arasında yer aldı. Otomotiv gibi önemli düşüşler yaşamaması aslında sektör için büyük bir şanstı ve yılsonu bilançolarında Beyaz Eşya üreticilerinin neredeyse tamamının karlı kapatmış olması da oldukça dikkat çeken bir durumdu.
Özellikle krizin başladığı 2008in son çeyreğindeki şok dönemi saymazsak 2009 yılında üreticiler en azından bir yıl önceki üretim rakamlarına yakın üretim yapmayı başardılar. Tüm dünyada çöküşün yaşandığı bir dönemde Beyaz Eşya sektörünün hem Avrupada hem de Türkiyede üretiminin devam etmesi sektör için çok önemliydi ve bu bir şekilde başarıldı. İspanya ve Yunanistanda başgösteren sıkıntı ise Avrupa Birliği için bir sınav olacak. Sıkıntıda olan üyelerinin tüm Avrupayı etkilemesini önlemesi bakımından bu ülkelere vereceği destek bir yerde Avrupa Birliğinin devamlılığı ve güvenilirliğini de ispatlayacak ve Birlik bunu başaracak gibi gözüküyor.
Krizi bir yana bırakırsak Beyaz Eşya sektörünün Otomotiv Sektörü gibi müşteriye cazip gelecek değişiklikleri yapma imkanları oldukça kısıtlı. Yirmi yıl önceki soğutucu ile bugünkü soğutucu arasındaki fark temelde çok fazla değil. Ancak enerjinin gittikçe pahalılaşması ürünlerde enerji tasarrufu rekabetini meydana getirdi ki, bu esasen dünyamızın kısıtlı kaynaklarını korumak bakımından oldukça önemli. En az enerjiyle en yüksek verimi sağlamaktan başka çare olmadığını kavrayan sektör tüm yatırım ve projelerini bu yönde yoğunlaştırmış durumda. Özellikle Avrupa ülkelerinde her evde bulunan dört ana üründen sağlanacak enerji tasarrufu hem ailelerin harcamalarında tasarruf sağlayacak, aynı zamanda insanların geleceğinin tüm kaynaklarının da tüketilmesinin önlenmesine katkıda bulunacak. Bu konuda Avrupanın beş büyüğü olan BSH, Electrolux, Indesit, Whirlpool ve Arçelik‘in bu konudaki rekabetleri bütün dünyadaki enerji tasarrufuna büyük katkı sağlayacak gibi gözüküyor. Bundan sonra bu ürünlerin çeşitliliği ve tüketiciyi ikna etme kabiliyetleri pazar paylarının belirlenmesinde önemli bir etki olacağı izlemini veriyor.
Avrupa Birliği direktiflerinde özellikle enerji tasarrufu konusunda dikkat çekici başlıklar var. Şimdiye kadar sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bütün dünyanın hızla tükettiği enerjinin bitme aşamasına geldiğini en azından gelişmiş ülkeler farketmiş durumda. Sadece Beyaz Eşyada değil tüm sektörler bu yönde yarış haline girdiler. Petrolü ve doğalgazı olmayan Avrupa ülkeleri bu dışa bağımlılıklarını asgariye indirmek için aldıkları tedbirler en azından bundan sonrasını kurtarmak bakımından çok önemli. Ancak bu tedbirleri alırken resmin tamamını görerek kararlar almak çok önemli. Bir yandan enerji tasarrufu yapalım derken, diğer yandan başka kaynakları tüketmek veya dünyayı bir hurda çöplüğüne dönüştürmek de sağlanan faydadan daha büyük zararlar getirecektir.
Enerji tasarrufu sağlamak üzere Türkiyede bin metrekarenin üzerindeki konutlarda getirilen mecburiyetle merkezi ısıtma sistemine geçme zorunluluğu aslında boş binaların kazanlarla boşu boşuna ısıtılma sonucunu doğurmaktan başka bir işe yaramayacak. Kış aylarında insanların gelirlerine ve evde bulunma saatlerine göre ayarladıkları ve tasarruf ettikleri, son yıllarda oldukça başarılı olan müstakil ısınma sisteminin yok edilmesinin maalesef enerjinin boşa harcanması sonucundan başka bir neticesi olmayacak. Özellikle ülkemizde son yıllarda moda olan kış aylarında kafe ve restoran gibi sosyal alanlarda dışarıda oturarak havayı ısıtma gayretleri ve devletin bu konuda hiçbir yaptırım uygulamaması da enerjinin boşa harcanmasının en bariz örneklerinden birisi.
Dünyadaki kaynakları son elli yılda insanlar o kadar hızlı tüketmeyi başardılar ki, şimdi, kaybettiklerimizi nasıl karşılarızın hesabını yapıyoruz. Ama giden hiçbirşeyin geri gelmeyeceği de bir gerçek.