İnsan haklarına saygı düşünce kalitesiyle başlar. Düşünce kalitemizi nasıl geliştiririz? Bu yazıda öncelikle Toplam Kalite Yönetiminin insana verdiği değeri vurgulayarak düşünce kalitesi nasıl yükselir sorusu üzerinde duracağım. Daha sonra insan haklarına saygı çerçevesinde, Küresel İlkeler Sözleşmesinin rolü ve kadın erkek eşitliği konularında görüşlerimi paylaşacağım. İnsan haklarında gelinen nokta nedir? Küresel ilkeler sözleşmesi insan hakları konusunda bir yol gösterici olabilir mi? Kadın erkek eşitsizliğinde dünya ve Türkiyedeki durum nedir?
Kurumsal Demokrasi olarak da ifade edilen Toplam Kalite Yönetiminin başarısı için, yapılan her işte Önce İnsan diyerek insana değer vermek birinci koşuldur. Bu doğrultuda bireylere sevgi, saygı ve sorumluluk duygusuyla yaklaşmak ve bu duyguları sürekli kılabilmek, gerek iş ve gerekse sosyal yaşam çevremizi çok daha olumlu bir ortama dönüştürecektir.
Bireyin önemini hissedebilmek için, mükemmelliğin temel ilkelerini hatırlamak yeterlidir. Müşteri odaklı yaklaşım ilkesinde, müşterilerin gereksinim ve beklentilerini anlayarak, onlar için yaratıcı ve yenilikçi yaklaşımlarla değer yaratmak beklenir. Mükemmel kuruluşlar yetkelendirme kültürü yaratarak, çalışanlarına değer verir. Dengelenmiş kurumsal ve bireysel amaçları çalışanlarla başarır. Başarıyı güvence altına almak için müşterilerle, toplumla, tedarikçilerle işbirlikleri oluşturur. Sürdürülebilir bir gelecek için ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutları düşünerek sorumluluk alır. Görüldüğü gibi her aşamada insan ön plandadır.
Yapılan iş, kişisel, kurumsal, ulusal veya küresel hangi düzeyde olursa olsun, bu işte kaliteyi sağlayabilmenin ön koşulu yönetim kalitesidir. Yönetim kalitesini sağlamak için ise düşünce kalitesi çok önemlidir. Düşüncelerimiz davranışlarımızı şekillendireceğine ve davranışlarımız da alışkanlıklarımızı oluşturacağına göre düşünce kalitemizi geliştirmek akılcı bir yaklaşımdır.
DÜŞÜNCE KALİTESİ NASIL SAĞLANIR?
Bu soruyu yanıtlayabilmek için sistem düşüncesi, istatistiksel düşünce, eleştirel düşünce, yaratıcı düşünce kavramları üzerinde durmak gerekir. Bu kavramlar düşünce kalitemizi yükseltecek kaldıraçlardır.
Sistem düşüncesi bütünsel bakışı ve büyük resmi görebilmeyi gerektirir. Çevremizde gözlemlediğimiz gerçekleri açıklarken nasıl davrandığımızı hatırlıyalım. Herhangi bir zaman noktasında bir olayla karşılaşıldığında, bir kısmımız sadece o olaya odaklanarak tepki verecektir. Halbuki yaşanan olay, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Zaman boyutu üzerinde geriye gidildiğinde o olayı hazırlayan başka olaylar dizisi vardır. Ayni şekilde verilen tepkiye göre zaman içerisinde yeni olaylar da tetiklenecektir. Tek bir olaya kilitlenmek yerine geçmiş ve gelecek olaylar dizisini göz önüne alarak, resmi daha büyük bir zaman penceresinden görebilmek ve bütünsel görüntüyü, eğilimleri yakalayabilmek çok daha sağlıklı olacaktır. Anlık tepki yerine, zaman penceresini genişletip tahmin ve öngörü yapabilmek daha anlamlıdır. Zaman boyutu üzerinde olay dizisini incelerken, o olaylara neden olan sebep-sonuç ilişkilerini tanımlayabilmek, buzdağının görünmeyen kısmındaki resmi daha da belirginleştirecektir. Nedensellik ilişkilerinin tanımlanmasıyla sistem yapısı da ortaya çıkacaktır. Özetle zaman boyutu ve nedensellik ilişkileri incelendiğinde, gözlemlenen gerçekler düşünce sürecimiz içerisinde bir dönüşüm sağlayacak ve daha doğru ve tutarlı bir zihinsel model oluşacaktır.
Yaşanan her olay bir öğrenme fırsatıdır. Gerçekleri açıklayabilmek için sistem düşüncesi, bireyleri kısır ve dar çerçeveden kurtaracak, onları tepkisel olmak yerine etkisel kılacaktır.
Uğur Mumcunun Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak şeklinde tanımladığı düşünce hastalığı istatistiksel düşünce yaklaşımıyla tedavi edilebilir. Her hangi bir konuda karar verirken, somut verilerle hareket etmek ve bu verileri analiz edip bilgiye dönüştürmek gerekir. Ancak istatistiksel araçları ve analiz yöntemlerini de doğru kullanmak gerekir.
Eleştirel düşünce ve yaratıcı düşünce sorun çözme sanatının özünü oluşturur. Sorgulayıcı yaklaşım farklı görüş ve düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlayacak ve bir düşünce zenginliği oluşturacaktır. Einsteinin söylediği gibi Bugün karşı karşıya olduğumuz önemli sorunlar, geçmişte onları yaratan aynı bilinç düzeyiyle çözülmez. Sorun çözme sanatı, doğru problemi doğru çözmek demektir. Ne yazık ki çoğu zaman yanlış problemler üzerinde çözüm üretmeye çalışırız ve harcanan çabalar boşa gider. İçimizdeki yaratıcı düşünceyi körüklemek ve düşünce özgürlüğünü sağlamak için, geçmiş deneyimlerimizle oluşan ön yargılardan ve ek kısıtlamalardan kurtulmak gerekir.
İNSAN HAKLARI VE KÜRESEL İLKELER SÖZLEŞMESİ
İnsan haklarına saygılı olabilmek için öncelikle kendimize yapılmasını istemediklerimizi başkalarına da yapmama temel ilkesini benimsemeliyiz. Düşünce özgürlüğü dediğimizde, farklı görüş ve düşüncelerin özgürce tartışılabildiği bir ortam akla gelmektedir. Kendimizden farklı düşünenleri, dışlayıp, ötekileştirmek yerine onları açık yüreklilikle dinleyip anlayabilme becerisini geliştirmelidir. Aydınlanma felsefesinin temsilcisi olarak tanınan Fransız düşünürü Voltaire, Söylediklerinizin hiçbirinde sizinle aynı düşüncede değilim. Ancak onları söyleme hakkınızı ölünceye değin savunacağım. diyerek olması gereken düşünsel ortamı en iyi şekilde tanımlamıştır.
Bireyler arasında sağlıklı iletişim için, karşı tarafı doğru algılayabilmek ciddi çaba gerektirir. Aksi durumda zaman zaman yanlış algılamalarla, tartışmanın öfke ve tepkiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Tartışma kültürümüzün yetersiz kalması, sevgi, saygı ve sorumluluk duygularını köreltebilmektedir.
Aynı resme bakıp farklı şeyler görebilmek, bu gözlemler paylaşıldığı sürece bir zenginlik oluşturur ve bütünsel resmi yakalamakta katkı sağlar. Bir fille karşılaşan üç körün öyküsünü bir çoğumuz dinlemiştir. Filin kulağına, hortumuna ve bacağına dokunan körler, doğal olarak fili çok farklı şekillerde yorumlayacaklardır. Fili doğru olarak tanımlayabilmek için toplanan veri ve deneyimler birleştirilmeli, parçalar arasındaki etkileşim ortaya çıkartılmalıdır. Gerçek hayatta yaşadığımız bireysel, kurumsal ve toplumsal sorunlar da bu fili anımsatmaktadır. Gözlem ve deneyimlerimize dayalı olarak topladığımız veriler bütünsel resmin tamamını yansıtmayabilir. Bu verilere yüklenen anlam ve benimsediğimiz varsayımlara dayalı olarak yorumlarımızı oluşturur ve kararlarımızı eylemlerimize yansıtırız. Farklı görüşleri anlayabilmek için öncelikle geçmiş deneyimlerle oluşan varsayımlarımızı dondurmamız gerekir. Karşı tarafı anlayabilmek için beynin yanı sıra yürekle düşünebilmeli ve onlara hoşgörüyle yaklaşabilmelidir.
Erkek, kadın ve çocuk, tüm insanların temel hak ve özgürlüklerinin belirlendiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından benimsenmiştir. Otuz madde içeren ve İnsan Haklarının Anayasası olarak tanımlanan bu bildirge birçok ulusal ve uluslararası yasanın temelini oluşturmaktadır. Bildirgenin birinci maddesine göre Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. Her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını vurgular. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak sorumluluğunu da getirmektedir. İHEBin 19. maddesine göre Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
Birleşmiş Milletler çerçevesinde oluşturulan altı temel insan hakları sözleşmesi vardır. Bu sözleşmeler kabul edildiği yıllara göre, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966), Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Sözleşmesi (1966), Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (1979), İşkenceye Karşı Sözleşme (1984), Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989) şeklinde insan hakları standartlarını belirler. Türkiye, temel insan hakkı sözleşmelerinin tümüne taraftır.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın Ocak 1999da Davosda düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda iş dünyasının liderleriyle paylaştığı Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS), Türkiyede ilk olarak 29 Mayıs 2002de KalDer tarafından imzalanmıştır. Sözleşmede insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele ana başlıkları altında toplam 10 evrensel ilke yer almaktadır. Çalışma standartları başlığı altında sendikalaşma ve toplu sözleşme özgürlüğü, zorla işçi çalıştırma uygulamasına son verilmesi, çocuk işçilerin çalıştırılmasına son verilmesi, iş gücünde ayrımcılık yapılmaması şeklinde dört ilke belirtilmiştir. Çevreye ilişkin üç ilke ise, iş dünyası çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemeli, çevresel sorumluluğu artıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermeli, çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemeli şeklindedir. Görüldüğü gibi KİS, çevre duyarlılığıyla, gelecek nesillerin haklarını da güvence altına almaktadır.
KİSin web sitesi (www.unglobalcompact.org/participants/search) incelendiğinde, katılımcı sayısının Mart 2010da 130 ülkeden 7972ye ulaştığı görülmektedir. Türkiyeden ise 168 katılım vardır. Tamamıyla gönüllülük temelli olan katılımda, Birleşmiş Milletlerdeki KİS merkezi, kuruluşlardan dönemsel rapor alarak kurumsal gelişmeleri izlemektedir. Türkiyedeki 168 kurumdan 33ünün gelişme raporunu göndermediği ilgili sitede görülmektedir. Öncü ve örnek kuruluşların yerel ve küresel sorun ve çözümleri tartıştığı ve iyi uygulamalarını paylaştığı sürece KİS girişimi güç kazanacaktır. Ülkemizden çok daha fazla kurumun KİSe etkin katılımı ve başarılı uygulamaların uluslararası platformlarda paylaşılmasıyla ülke itibarımız da olumlu yönde etkilenecektir.
KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDE MEVCUT DURUM
Bir toplumun çağdaşlaşmasının önündeki en önemli engellerden birisi kadın erkek eşitsizliğini körükleyen bakış açısıdır. Toplum olarak Kızını dövmeyen, dizini döver ve Kadının sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalı gibi sözlerle yıllar içerisinde beslenmiş erkek egemen düzenden gerçek anlamda ne ölçüde kurtulabildik? Nazım Hikmetin Kadınlarımız şiirindeki
...anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ...
dizelerine yansıyan Anadolu kadınının toplumdaki yeri Türkiye genelinde ne ölçüde değişebildi? Bu soruların yanıtını verebilmek için, Dünya Ekonomik Forumunun her yıl yayınlanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna bakılabilir. Bu rapora göre Türkiye`de kadın ve erkeklerin toplumsal haklara erişimleri arasındaki eşitsizlik 2009 yılında artmıştır. Türkiye 134 ülke arasında 129`uncu sıraya gerilemiştir. 2006 yılında 115 ülke arasında 105`inci olan Türkiye, 2007de 128 ülke arasında 121 ve 2008de 130 ülke arasında 125inci olmuştur.
Harvard Üniversitesi`nden Ricardo Hausmann, Berkeley Üniversitesi`nden Laura D. Tyson ve Dünya Ekonomik Forumu`ndan Saadia Zahidi gözetiminde hazırlanan rapor, ülkelerin kaynak ve fırsatlarını, bu kaynakların genel düzeyi göz önüne alınmadan, kadın ve erkek nüfus arasında ne şekilde dağıttığı sorusuna yanıt aramaktadır. Geliştirilen modele göre ana endeks, Ekonomik Katılım ve Fırsat Eşitliği, Eğitime Erişim, Siyasal Yetkelendirme, Sağlık ve Yaşamın Sürdürülebilmesi başlıklı dört alt göstergeden oluşmaktadır. Endeks değerinin 1.0 olması yüzde yüz eşitlik demektir. Bire ne kadar yaklaşılırsa, eşitlik o ölçüde sağlanmış demektir.
Rapordaki verilere göre ülkelerin %67si genel endeks sonuçları itibarıyla kadın-erkek eşitliğine doğru ilerleme kaydetmiştir. Dünya ortalaması 2006da 0.6618, 2007de 0.6670, 2008de 0.6743 ve 2009da 0.6780dir.
2009da birinci sırada yer alan İzlandanın ana endeks puanı 0.8276 iken, Türkiyenin puanı 0.5828dir. 134 ülke puanlarının ortalaması ve standart sapması 0.6780 ve 0.0582dir. Görüldüğü gibi cinsiyet eşitliği konusunda dünya ülkelerinin genel performansı da çok parlak değildir ve Türkiye bu kötümser tablo içerisinde en alt sıralarda yer almaktadır.
Alt göstergelere baktığımızda, Sağlık ve Yaşamın Sürdürülebilmesi endeksinde Türkiyenin sırası 93 ve puanı 0.9712dir. 134 ülke ortalaması 0.9723, ülkeler arası standart sapma ise 0.0103 olarak görülmektedir. Bu endekste 39 ülke en yüksek puan olan 0.9796ya ulaşmıştır. Ayrıca en alt sırada olan Hindistanın puanı da 0.9315dir. Başka bir deyişle cinsiyetler arası fırsat eşitliği sorunu sağlık ve yaşamın sürdürülmesi boyutunda önemli ölçüde çözülmüştür.
Eğitime erişim endeksinde Türkiyenin sırası 110 ve puanı ise 0.8923dür. 134 ülke ortalaması 0.9496, standart sapma ise 0.09dur. 134 ülkeden 25i eğitimde fırsat eşitliğini %100 sağlamışlardır ve ana gösterge puanı birdir. Ayrıca 127 ülkenin puanı 0.75in üzerindedir. En alt sırada ise 0.4180le Çad gelmektedir.
Ekonomik Katılım ve Fırsat Eşitliği endeksinde Türkiye 130uncu sıradadır ve 0.4002 puanla oldukça kötü bir performans sergilemektedir. Bu alt göstergede ülkeler arası ortalama 0.6306, standart sapma 0.1136, en yüksek puan 0.8334 ve en düşük puan 0.2334dür. 134 ülke içerisinde sadece 17 ülkenin puanı 0.75 üzerindedir. Bu göstergeyi daha ayrıntılı incelersek, 134 ülke arasında Türkiye, işgücüne katılım eşitliğinde 125, eşit ücret açısından 84, yasama, üst düzey bürokrasi ve iş dünyasında yöneticilik sıralamasında 108, profesyonel ve teknik işçilik eşitliği sıralamasında da 95`inci sıradadır.
Siyasal Yetkelendirme endeksi ise dünya genelinde zincirin en zayıf halkasıdır. Bu alt göstergede ülkeler ortalaması 0.1595, standart sapma 0.1171, en yüksek puan İzlandanın 0.5905 ve en düşük puan Suudi Arabistanın sıfırdır. Türkiye ise 0.0675 puanla 107inci sıradadır.
KalDer, KİS çerçevesinde Yönetimde Kadın Erkek Eşitliği konusunda bir dizi çalıştay düzenlemiş, Yönetim Kadının Hakkıdır temasıyla bir bildirge hazırlamış ve bu alanda kurumsal karnenin belirlenmesi için bir taslak model geliştirerek anket çalışması gerçekleştirmiştir. Bu projeyle ilgili çalışmalar devam etmektedir.