Giriş
2010 yılı sonunda ülkemizde filtre pazarı, yaklaşık 1 Milyar USDluk bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bunun dörtte biri havalandırma sektöründe kullanılan endüstriyel filtrelerden oluşmaktadır. Otomotiv filtrelerine kalan 750 Milyon USDlik dilime, Tablo I de belirtilen: yağ/yakıt ve hava filtrelerinin ithal edilmeleri ile oluşan 178 Milyon USDlik tutar da dâhildir.
2011 yılı başında ülkemizde trafiğe kayıtlı toplam araç sayısının 16 Milyonu aştığını ve bir aracın yılda en az iki kez filtre değiştirmek zorunda kaldığı dikkate alındığında; otomotiv sektörünün kullandığı, yağ/yakıt ve hava filtre elemanlarının sayısal miktarının 100 milyonu aştığı söylenebilir. Türkiye İstatistik Kurumundan alınan 2010 yılsonuna ait, ihracat/ithalat miktar ve tutarını gösteren Tablo Iden, ülkemizin ithalat ve ihracat ürünlerdeki katma değer oranlarının karşılaştırılması da mümkündür. Ayrıca bu güncel verilerle ülkemizin filtre pazar büyüklüğü ve sektörün dış ticareti konusunda sağlıklı bilgi edinmekte mümkündür.

Filtrenin ticari değeri ve filtre sektörünün gelişimi
Otomotiv filtresi, çok sınırlı ömrü olan bir OEM parçası olmasının yanı sıra, garanti süresi boyunca aracın her servise uğradığında mutlaka kontrol edilen, çoğunda yenileme gereği duyulan bir yedek parçadır. Otomotiv parçaları arasında ömrü en kısa olanıdır.

Aracın kullanıldığı ülkenin gelişmişlik düzeyi ile çok yakından ilgili bakım servis kalitesine bağlı olmakla birlikte bulunduğu coğrafi bölge, iklim kuşağı gibi çevre ve doğal koşullara göre büyük değişkenlikler göstermesine rağmen en sık yenilenen oto parçası: başta hava filtresi olmak üzere yağ filtresi ve yakıt filtreleridir. Bir çok ülkede hava filtresi ve kabin filtresi aracın sürücüsü tarafından kontrol edilip, eğer gösterge (indikatör) kırmızıya dönmüş, ömrü tükenmişse Şekil 2 de görüldüğü gibi sürücü hava filtresini yenisiyle kolayca değiştirebilmektedir.
Bu nedenle, ülkemizde otomotiv yan sanayinde yer alan filtre sektöründe ticari değeri çok yüksek bir ürün olan, hava yağ ve yakıt filtrelerinin, hem otomotiv ana sanayi ve hem de yan sanayi açısından önemli bir yer tutar. Ülkemizde ve dünyanın her yerinde filtre sektörünün bu vurgulanan özellikleri tüm yatırımcıların ve girişimcilerin dikkatini çekerek ilgi odağı olmasına yol açmıştır.

İlk filtre fabrikalarımız ve yurt içi pazar paylaşımın doğası
Otomotiv sektörünün ülkemizde henüz montaj niteliğinde bile bulunmadığı, ihtiyacın ithalat yoluyla karşılandığı 1960lı yıllara kadar filtrenin temini (diğer oto yedek parçalarında olduğu gibi) gelişmiş sanayi ülkelerinden distribütörlerin ithalatı yoluyla karşılanmıştır. 60 yılların sonuna doğru (1967 ve 68de) nerdeyse eş zamanlı olarak, İstanbul Çayırova da kurulan bir fabrika ve Hatay İskenderunda kurulan küçük bir atölyede, otomotiv sektörü için filtre üretimine başlayan ilk girişimciler ortaya çıkmıştır. İstanbulda Kavala ailesi Mann –Hummel lisansı ile fabrikasyon tarzda işe başlamışken; Azrak ailesi ise İskenderunda (know-how için daha cimri davranarak, iptidai şartlarda, çok sınırlı kapasiteyle yerel imkânlarla başlayarak) bu konuda sektöre öncülük ettiklerini biliyoruz.
Kuruluş sürecinde imzalanan lisans anlaşması, o günkü koşullarda iyi bir teknolojiyi transfer eden İstanbul firması FSİ A.Ş. olarak işe başlarken, İskenderunda FİL Filtre A.Ş.nin doğuşu atölye şartlarında gerçekleşmiştir. Bu eş zamanlı fakat çok farklı koşullarda oluşan iki firma, o tarihlerde tamamen bakir olan iç pazarı kolayca paylaşmışlardır. FSİ, İstanbul ve Marmara bölgesi ve montaj sanayi için tek tedarikçi olurken, Fil Filtre ise tüm Anadoluyu kendisi için pazar alanı olarak seçmiştir. Sonraki yıllarda, Fil Filtre benzer birçok firmanın bünyesinden türemesi ile İskenderunu, adeta bir filtre merkezi konumuna gelmesine yol açmış; hacimli ve taşınması ekonomik olmayan filtreler için bu durum, ulaşım maliyetinin aşırı artmasına neden olmaktadır. Bu durum, farklı coğrafi bölgelere filtre yatırımlarının dağılması ile ortadan kalkacaktır.

Ülkemizde 1960lı yıllarda başlayan alt yapı yatırımlarının giderek 70 ve 80li yıllarda zirve yaptığı, baraj inşaatları ile Anadoluya yayılan otoyol inşaatları, karayollarının ve karayolu taşımasının çok hızlı gelişmesine yol açmıştır. Bu hızlı gelişme ülkemizdeki kamyon, otobüs ve binek araçlarında çok hızlı bir artışa yol açmıştır. Bu alt yapı gelişmeleri, başta filtre sektörü olmak üzere tüm yan sanayinin, çok hızlı gelişmesine neden olmuştur.
Karayolları ağına ve montaj sanayine paralel gelişen filtre sektörümüz
1980li ve özellikle 90‘lı yıllara gelindiğinde, ülkemizdeki otoyol ve devlet yolu şeklindeki kara ulaşımının deniz ve demiryolları aleyhinde çok daha hızlı gelişmesi ile sonuçta: otomotiv sektöründe, montaj biçiminde yatırımlarda patlama sonucunu doğurmuştur. Bu dönemde aynı zamanda ülkemiz üreticileri, başta gelişmekte olan komşu ülkeler olmak üzere tüm dünyaya ihracat yapmayı öğrenmiştir. Pazardaki bu gelişmeler çok doğal olarak otomotiv yan sanayini filtre sektörü başta olmak üzere tüm yatırımcıların ilgi odağı haline getirmiştir. Pazarın cazibesi ve ihracattaki bu gelişmeler, ülkemizde, Şekil 3. ve Şekil 4.deki gibi yalnız hava filtresi imal eden üretim atölyeleri veya Şekil 5. ve Şekil 6.daki türden yağ ve yakıt filtreleri bir arada entegre tesis ve fabrikaların türemesine yol açan ana kaynak olmuştur.

İlk kuruluşta başı çeken her iki firmada ikici kuşağa devirde yaşanan yönetim problemleri yüzünden 90lı yıllarının ortasından itibaren misyonlarını tamamlayarak ortadan kalkmış; bu firmalar daha sonra marka ve unvan değiştirmek suretiyle faaliyetlerini yeni sahipleri ile devam ettirmek zorunda kalmışlardır. Bu tesislerden bazısı emek yoğun üretim tarzını benimsemiş olanlar, zaman içinde modernize olarak günümüz teknolojisine uygun üretim yaparak Pazar payını korumak için çalışmaktadırlar.
İstanbul ve Marmara bölgesinin pazar cazibesi ile İzmir ve Ege bölgesinin cazibesi bu bölgelere de yatırımın hızla genişlemesi sonucunu doğurmuştur. Günümüzde irili ufaklı entegre nitelikte veya yalnız hava filtresi hatta yalnız panel tip hava filtresi üretimi yapan tesis sayısı toplamı 100e yaklaşmıştır.
Günümüzde ülkemizin filtre üretiminde teknolojik düzeyi
Ülkemizde faaliyette bulunan filtre fabrikalarından bir kaçı (örneğin ASAŞ Filtre: kendisini yenileyip geliştirmek suretiyle) TS - ISO 16949 standardı seviyesine ulaşmış olduğundan OEM ve niteliğinde Şekil: 1. 3. 4. 5. ve 6.da görülen türden ürünlerle montaj sanayinin tedarikçisi konumuna ulaşmayı başarmış geri kalan ise after market olarak yedek parça piyasasındadır.
Hammadde ve ürün performans testleri yapar konumda olmalarına karşılık, gerek ana sanayi ile olan uzaklık ve zayıf ilişkiler ve gerekse tasarım yapmak için dünyada bu alandaki trendler ve müşteri beklentilerini karşılayacak türden önemli yenilik ve inovasyonlara açık olmak için Ar-Ge (R&D) faaliyetleri kesintisiz sürdürülmesi gerekmektedir. Ancak bu sektörde yer alan firmalarda yeterli Ar-Ge alt yapısı bulunmadığından, geliştirilen ürünlere lisansör onayında çok zorlandıkları bilinmektedir; bu nedenle ve bazı ticari kaygılardan ötürü, halen bir çok üreticinin özgün ürün tasarım çalışması yoktur. Bu durum katma değerin düşük olması sonucunu doğurmaktadır.

Ülkemizde, filtre performansını belirleyen standartlar için, ilk başlarda TSE bir miktar yol almış, örneğin hava filtrelerinde TS 932 standardın uygulama aşamasında, bunu mecburi standartlar arasında sayılmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda AB ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde bu tür düzenlemelerden tamamen vazgeçilerek, otomotive ve endüstriyel amaçlı hava filtrelerini ISO 5011 standardına, yağ filtrelerini ISO 4548 ve yakıt filtreleri ise, ISO 4020 standardına gönderme yaparak diğer ülkelerle uyumlu hale getirilmiştir.

Ülkemizde filtre sektöründe, bu hızlı gelişmeye karşın, (otomotiv türü filtrenin) süzme işlevini yerine getiren ana hammaddesi reçine emdirilmiş (emprenye edilmiş) selüloz esaslı filtre kâğıdında dışa bağımlılık bugün hala devam etmektedir. Örneğin hava filtresinin toz tutma verimi ve kapasitesini belirleyen ana unsur bu süzme hammaddesi olduğundan filtre performansını artırıcı yönde Ar-Ge çalışmalarında firmalarımız gelişmiş ülkelerde bulunan ve giderek tekelleşme eğilimindeki filtre kâğıdı üreticilerinin desteğinden yararlanamamaktadır. Bu nedenle, ana sanayi deki OEM müşterileri ve garanti sonrası piyasaya hitap eden (after market) yedek parça müşterilerini tam olarak tatmin etmekten bugün için uzaktırlar.
Filtre sektöründe üretim maliyeti ve kalite unsurları yüzünden belli bir teknolojik düzeyi yakalayamayan firmalar doğal ayıklanmaya maruz kalmaları kaçınılmazdır.
Sonuç: Yeni yatırımlara yol göstermek
Yapılan bu değerlendirmeler sonucunda, ülkemizin hızla gelişen otomotiv sektörü ve oto yan sanayine paralel olarak, filtre sektörünün çok büyük ve cazip bir iş alanı olduğu; bu alana yeni girmek isteyen yatırımcıların bakış açısından konuya yaklaşılmıştır. Filtrenin, gelecek içinde, çok cazip bir yan sanayi ürünü olacağına; ülkemiz içindeki tüketimin yanı sıra, komşularımızla başlayan ve hızla yükselen ihracattan dolayı, ürünün ticari değerine dikkat çekilerek; tüm yerli/yabancı girişimcilere, çok cazip bir yatırım fırsatı sunulmaya çalışılmıştır.