Tarih boyunca birçok devlet adamı, filozof ve bilim adamı Avrupanın bütünleşmesi gerekliliğini ve bunun için nelerin nasıl yapılacağını tartışmışlardır. Bu konudaki tartışmalar 1300lü yıllardan itibaren, Avrupanın bütün kurum ve kurallarıyla yeniden kurulmaya başladığı İkinci Dünya Savaşı sonrasına ve o günlerden şimdiki döneme kadar devam etmiştir, etmektedir. Avrupa Entegrasyonunda en önemli nirengi noktası hiç kuşkusuz Avrupa Topluluğudur.
Daha önceleri; müşterek güvenlik alanında 1948 Brüksel Antlaşmasıyla kurulmuş olan BAB (Batı Avrupa Birliği) gene güvenlik konusunda sadece Avrupa bölgesinde değil bütün Kuzey Atlantik bölgesinde faaliyette bulunmak üzere bir yıl sonra kurulan NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Avrupa ülkelerinin yönetim biçimlerinin evrensel kurallar olan temel insan haklarına saygılı ve çoğulcu demokrasiyi benimsemiş bir devletler birliği olması için çaba gösteren ve aynı yıl kurulan AVRUPA KONSEYİ, zamanın Fransa Devlet Planlama Teşkilatı Başkanı Jean MONNET in fikri altyapısını hazırladığı ve Fransa Dış İşleri Bakanı Robert SCHUMANNnın 9 Mayıs 1950 tarihinde (ki bu tarih Avrupa Günü ismiyle ABnin milli günü olarak kabul edilmiştir) kendi adıyla anılan deklarasyonla bütün Avrupa ülkeleri devlet adamları ve halklarına ilan ettiği plan kapsamında harp endüstrisinin temel iki girdisi olan kömür ve demirin üretim ve tüketimindeki kararlarda ulus devletlerin egemenliğini kaldırıp yerine tarih boyunca ilk defa devletler-üstü (supra-national) otoriteyi ihdas eden 1951 deki Paris Antlaşmasıyla kurulan CECA (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu), ulusal silahlı kuvvetlerin ve komuta kademelerinin yerlerine ortak ordu ve tek komutanlık kurarak Avrupada ebedi barışı tesis etme amacıyla zamanın Fransa Başbakanı Rene PLEVEN in kendi adıyla bilinen planı ile kurulması hedeflenen ancak akim kalan AST (Avrupa Savunma Topluluğu), 1955 tarihli Messina Konferansında alınan kararlar çerçevesinde Atom enerjisinin insanlığın refahı ve sadece barışçı amaçlarla kullanımını sağlamak, buna karşılık silah olarak kullanımını ve başka ülkelerin eline geçmesini engellemek için 1957de Roma Antlaşmasıyla kurulan EURATOM (Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) ve gene Messina Konferansında tespit edilen ilkeler çerçevesinde sadece kömür ve çelik de değil ekonominin bütün alanlarında devletler-üstü bir yapı kurarak Avrupada zenginliği, refahı artırmak ve Avrupayı yeniden iktisadi–siyasi–askeri ve sosyo-kültürel alanlarda Dünyanın lideri konumuna getirmek amacıyla aynı yıl başka bir Roma Antlaşmasıyla kurulan ve bugüne kadar çeşitli evreler geçirerek AVRUPA BİRLİĞİ adını alan AET; Avrupa Entegrasyonunun günümüze kadar olan serüveninde önemli mihenk taşlarıdır.
Bunlar arasında özellikle sayılması gereken bir kurum vardır ki diğerleri gibi siyasi-askeri veya ekonomik temelli değil ancak bir eğitim kurumudur. 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa Halklarını birleştirmek için kurulan AVRUPA HAREKETİ (EUROPEAN MOVEMENT) adlı STKnın öncülüğünde AVRUPA KONSEYİ ile eş zamanlı olarak 1949da kurulan bu eğitim kurumunun adı AVRUPA KOLEJİdir. Kendisinden 10 yıl sonra kurulacak olan AETnin (bugünkü AB) kendi Üniversitesi olan Avrupa Kolejinin eğitim ve araştırma faaliyetleri özellikle Türkiyenin tam üyeliği bakımından çok önemlidir.
Bilindiği üzere 1955 Messina Konferansı ve 1957 Roma Antlaşması na göre 1 Ocak 1958 de resmen kurulan AB bütün aday ülkelerle olduğu gibi Türkiye ile de müzakereleri tamamen teknik düzeyde ve 35 başlık altında yapılmaktadır. Bunlar içinde (Ortak) Ticaret Politikası, Sosyal Politika, Tarım Politikası, Balıkçılık Politikası, Rekabet Politikası, Ulaştırma Politikası, Sanayi (İşletmeler, Girişimcilik ve KOBİ ler) Politikası, Enerji Politikası, Çevre Politikası, Tüketicinin Korunması Politikası, Eğitim – Kültür ve Bilim Politikası, Dış ve Güvenlik Politikası, Gümrük Birliği ve Ekonomik ve Parasal Birlik gibi 100.000 sayfa mevzuata ulaşan binlerce karar, yönerge, direktif vb. gibi AB Müktesebatına (Acquis Communataire) birebir uyum müzakereleri 6 başlıkta başlamıştır. Tüm şimdiye kadar ki aday ülkelerde (AB 1958de 6 Kurucu Üye ülke ile yola çıkmış, birinci genişlemesini 1973te 3, ikinci genişlemesini 1981de 1, üçüncü genişlemesini 1986 da 2, dördüncü genişlemesini 1995 (te 3 beşinci genişlemesini Mayıs 2004de 10, son genişlemesini de 2007de 2 ülke ile) gerçekleş-tirmiştir. Bundan sonraki genişlemelerin, 2011de 1 ülke ( Hırvatistan ) ile olacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla ABye şimdiye kadar 21 aday ülke katılmış olup halen Türkiyenin de içlerinde bulunduğu 4 ülke aday konumundadır. Ancak, Türkiye henüz üyelik müzakerelerini yürütecek kadar nitelikli AB uzmanına sahip değildir. Örnek olarak Yunanistanın ABye katıldığı tarih olan 1981 de yapılan araştırmalar sonucu 12.000 nitelikli AB uzmanına ihtiyacı olduğu tespit edilmiş olup, bu kadar Yunanlı uzman bulunamadığı için o tarihte Türkiyenin Atina Büyükelçisi Tevfik Saraçoğlunun bizzat gözlemlediği üzere Brükselden 2.000 AB uzmanı Yunanistana gönderilerek gerekli işlere nezaret etme ve yerel personeli eğitme vazifesini üstlenmişlerdir. Türkiyenin de 14 Nisan 1987 de ABden sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Ali Bozer eliyle yapmış olduğu tam üyelik müracaatından sonra AB ile ilişkilerin koordinasyonundan sorumlu Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca yapılan araştırmada 30.000 AB uzmanına ihtiyacı olduğu saptanmıştır. 17 senede çeşitli yurtiçi ve yurtdışı üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarında 15.000 kadar personel ve akademisyenin bir şekilde kısa veya uzun süreli AB eğitimlerinden geçirilmiştir. Halen bunlardan bakanlıklar, çeşitli kamu kuruluşları ve üniversiteler bünyesinde istihdam edilmekte olan 5-6 bin kadarından teknik müzakereler başlayınca istifade edilebileceği düşünülmektedir. Ayrıca mesleki kuruluşlar, oda, dernek, vakıf, sendika gibi STKlar ile özel sektörün elinde de AB konusunda yetişmiş 3-4 bin kadar eleman olduğu tahmin edilmektedir. AB çevrelerinden gelen çeşitli beyanatlarda Türkiye ile müzakerelerin uzun süreceği ve müzakerelerin tamamlanmasını müteakip üyeliğin gerçekleşmesinin 2015‘i bulabileceği mesajları kasıtlı olarak verilmektedir. Türkiyeye düşen ABnin oyalama taktiğini bozup, biran önce AB Müktesebatına uyumu sağlamak ve teknik müzakereleri süratle sonuçlandırarak 35 başlık altındaki dosyaları hızla birer birer kapatıp tam üye olmaktır. Bu kapsamda mevcut AB uzmanı yetiştirme programlarımızın niceliği ve niteliği artırılmalı, AB Komisyonuna Eurocrat (AB Bürokratı) yetiştiren ve Kadir Has Üniversitesi ile Türkiye – Avrupa Vakfının işbirliği ile 3 seneden beri Ülkemizde AB eğitimlerine başlayan ABnin kendi Üniversitesi olan Avrupa Kolejinin (College of Europe) teknik desteğinden istifade edilmelidir. Böylece gerek AB ile teknik müzakereleri Türkiye adına yürütecek nitelikli AB uzmanlarının ve akademisyenlerin müzakereci olarak yetiştirilmesi gerekse ihtiyaç duyulacak akademik ve bilimsel araştırmalar ve AB danışmanlığı hizmetleri yerine getirilmiş olacaktır.
Kadir Has Üniversitesi ABnin kendi Üniversitesi olan Belçikanın Bruges şehrindeki Avrupa Koleji ile üst ve orta düzey kamu ve özel sektör yöneticilerine yönelik 4-5 günlük AB Ortak Ticaret Politikası, Rekabet Politikası ve Devlet yardımları, Sanayi Politikası, Enerji Politikası, Telekomünikasyon Politikası, Ulaştırma Politikası ve KOBİ ve Girişimcilik Politikası gibi Aday Ülkelerin AB ile 35 başlık altında gerçekleştirilen müzakere sürecinde uymak zorunda oldukları Ortak Politikaların eğitimini verirken, Polonyanın Başkenti Varşovanın yakınında bulunan Natolin deki 2. kampüsüyle de 3 senedir üniversite bünyesinde Türkiye-AB İlişkileri toplantılar serisini düzenlemektedir. Avrupa Kolejinin Natolin kampüsünde AB Yüksek Lisans eğitimi gören yaklaşık 35 ülkeden 100 yüksek lisans öğrencisi her sene Ekim ayında bir haftalığına Kadir Has Üniversitesine gelerek Türkiye-AB ilişkileri konusunda yaklaşık 30 civarında yerli ve yabancı uzmandan Türkiye-AB İlişkileri ile ilgili seminerler almakta ve onlara çeşitli sorular yöneltmektedirler.
Natolin Kampüsü nün geçen hafta gerçekleşen 3. ziyaretinin konusu EU and TURKEY: Understanding Each Other (AB–Türkiye: Diğerini Anlamak) idi. Bir hafta süren konferanslar dizisinde; özellikle Avrupa Koleji nin Bruges ve Natolin kampüslerinin kıdemli Profesörü Erwan LANNON un de altını çizerek belirttiği gibi ilk defa olarak Türkiyesiz bir ABnin küresel bir güç olamayacağının altı çizildi ve Türkiyenin ABye imtiyazlı ortaklık, komşuluk ilişkileri v.b. gibi başka formüller altında değil tam üyelik bağıyla bağlanmasının AB için hayati bir zorunluluk olduğu çok net bir şekilde belirtildi.
Bundan sonra da Türkiyeye düşen vazife; en başta geçen ay 47 yıl aradan sonra BM Güvenlik Konseyi üyeliğine açık bir farkla seçilmemizde çok başarılı bir hazırlık çalışması ve tanıtım kampanyası yürüten Dışişleri Bakanlığı olmak üzere bütün kamu ve sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Kolejinin de teknik desteğiyle çalışarak ülkemizin ABnin bir sonraki bütçe dönemi olan 2014 yılında Avrupa Birliğine tam üyelik hedefine kilitlenmesi olmalıdır.