SubconTurkey

HoÅŸgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

Bugün :   9 Eylül 2010, PerÅŸembe

Ocak 2010 Sayısı

Yıl : 7 | Sayı : 69

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     ArÅŸiv
     İletiÅŸim

Güncel Döviz Kuru

Dolar Alış: 1.5033
Dolar Satış: 1.5106
EURO Alış: 1.9179
EURO Satış: 1.9272

http://www.turkchem.net


http://www.tekiskalip.com.tr




Dergimizin sayfalarına
taranmış ÅŸekilde ulaÅŸmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz

Güvenlik Kodu

Güvenlik


 

 



















































 

Uğur Özgöker
Kadir Has Üniversitesi, uozgoker@khas.edu.tr


KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Değerlendirilmesi


Her şeyden önce bütün uluslararası tertiplere rağmen büyük bir galibiyet elde ederek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Başbakan Mağusalı hemşehrim Dr. Derviş EROĞLU nu candan kutluyorum.

Bu seçimin; gerek 1950lı yıllardan başlayarak yapılan Kıbrıs Türk Cemaati Lideri, Kıbrıs Cumhuriyeti Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı ve gerekse de 1983ten itibaren yapılan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri içinde apayrı bir yeri ve çok çarpıcı mesajları vardır. Öncelikle KKTC GSMHnın % 80i T.C. Devleti hazinesinden karşılanmaktadır. Ayrıca KKTCnin güvenliği de Türk Ordusu tarafından tesis edilmektedir. Uluslararası İlişkiler disiplinin temel paradigmalarından biri Borç alan emir alır sloganı ile sembolize edilen ekonomik ve askeri bakımdan zayıf bir ülkeye yardım eden ona mali destek ve askeri teçhizat sağlayan güçlü bir ülkenin zayıf devleti Hegemonyası na almasıdır. Bununla kastedilen güçlü ülkenin kendi milli menfaatleri doğrultusunda ekonomik ve askeri bakımdan yardım ettiği zayıf devlete çeşitli koşullarını empoze etmesi ve hatta dikte ettirmesidir.

Özellikle soğuk savaş yıllarında iki kutuplu dünyada batı bloğunun lideri ABD sözde yardım ettiği ülkeleri hegemonyası altına alarak o ülkelerin ulusal çıkarlarına aykırı olan kendi siyasi-askeri ve ekonomik politikalarını yardımı kesme şantajı ile dikte ettirmiştir. Soğuk savaşın öbür cephesinin lideri ve o zamanki sahte ismiyle SSCB ise çok daha sert ve acımasız bir politika uygulayarak ABD gibi sadece şantaj ve tehdide başvurmakla kalmayıp, kendi isteklerini kabul etmeyen doğu bloğu ülkelerine karşı askeri gücünü kullanmıştır. Bu dış politika aksiyonunu da Brejnev Doktrini adı altında güya meşrulaştırmış. 1953te Doğu Almanyayı, 1956da Macaristanı, 1968te Çekoslovakyayı, 1979da Afganistanı ve 1980de Polonyayı tankları ile ezmiştir.

SoÄŸuk savaÅŸ bitmiÅŸ olmasına raÄŸmen bugün de güçlü devletlerin zayıf devletleri himaye etme ya da yardım etme bahanesiyle onların üzerinde hegemonya kurma eylemleri ÅŸekil deÄŸiÅŸtirerek devam etmektedir. Artık hard power (sert güç) yani askeri gücün yerini dünyada soft power  (yumuÅŸak güç ) olarak adlandırılan ekonomik geliÅŸmiÅŸlik seviyesi, bilgi ve teknolojik ilerleme düzeyi, refah-zenginlik-adaletli gelir dağılımı-iç güvenlik sorunlarının olmaması-istikrarlı bir demokratik rejim-yüksek eÄŸitim seviyesi gibi parametreler almıştır. Soft Powerın en belirgin göstergesi ekonomik bakımdan geliÅŸmiÅŸlik ve zenginliktir. Bu minvalde örgütsel bazda Avrupa BirliÄŸi (AB), devletsel bazda ise Almanya, Japonya ve bazı petrol zengini OrtadoÄŸu ve körfez ülkeleri bu yumuÅŸak güçlerini kullanarak (yani ekonomik ve mali yardımlar yaparak kendileri bakımdan stratejik önemi olan güçsüz ülkeleri hegemonyalarına alarak) onlara kendi politikalarını empoze ettirmektedirler. Zengin ülkelerden hibe-kredi veya know-how ÅŸeklinde mali-ekonomik ve teknolojik yardım alan ülkeler ise daha sonra yardım aldıkları ülkelerden sürekli emir ve talimat alır duruma gelmektedirler.

Uluslararası İliÅŸkiler disiplininin bu öğretisini KKTC örneÄŸine uyguladığımızda; Türkiyenin 1955lerden sonra dolaylı 1974ten itibaren ise doÄŸrudan Kıbrıstaki geliÅŸmelere ve seçimlere müdahale ettiÄŸini ve milli politikalarına uygun yönetimlerin Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) ve KKTCde iÅŸbaşına gelmesine neden olduÄŸunu izlemekteyiz. Türkiyenin milli menfaatleri ile Rumlar tarafından katledilip-yok edilmek istenen Kıbrıslı Türklerin menfaatleri aynı paralelde olduÄŸu için Türkiyenin bu yönlendirmesi Kıbrıs Türk Toplumu üzerinde hiçbir reaksiyon ve tepkiye neden olmamaktadır. Aksine büyük bir memnuniyet ile karşılanmaktadır. Çünkü Kıbrıslı Türkler çok iyi bilmektedirler ki eÄŸer adadan Türk Askeri çekilirse Kıbrıs Girit gibi olacaktır.  Dahası, adada çok kısa bir süre zarfında hiçbir Türk kalmayacaktır. Ya katliama uÄŸrayacaklar ya da mecburi göçe zorlanacaklardır. O bakımdan ABD, o zamanki sahte adıyla SSCB bugünkü Rusya ve ABnin 3. Ülkelere yaptıkları yardım sonucu o ülkelere zorla empoze ettirdikleri politikalar o ülkelerin halkaları tarafından büyük bir tepki ve kızgınlıkla karşılanırken, Türkiyenin Kıbrısta uyguladığı politikalar Kıbrıs Türkleri tarafından büyük istek ve arzu ile gönüllü olarak desteklenmekte ve benimsenmektedir. Bu kapsamda Türk Dünyasının efsane liderlerinden büyük devlet adamı Sayın Rauf DENKTAÅž defalarca ezici bir çoÄŸunlukla CumhurbaÅŸkanı seçilmiÅŸtir. Ancak AKPnin 2002 sonunda iktidara gelmesiyle Türkiyenin Kıbrıs davasında deÄŸiÅŸiklikler olmuÅŸ ve milli menfaatlerin savunulması prensibinden vazgeçilerek uluslararası iliÅŸkiler literatüründe ver-kurtul diye özetlenen tavizkar bir politika izlenmeye baÅŸlamıştır. Bunu da çözüm yanlısı politikalar diye adlandırarak halka benimsetmek istemiÅŸtir. Bu tavizkar dış politika sadece Kıbrıs milli davasında deÄŸil, Kürt, Ermeni, Patrikhane, ruhban okulunun açılması ve azınlık vakıflarının mal varlıkları sorunları gibi diÄŸer bütün milli menfaatlerimizle doÄŸrudan ilgili konularda da tezahür etmiÅŸtir. Açılım adı altında uygulamaya konulmaya çalışılan bu ulusal ve uluslararası politika aksiyonları bağımsızlığımız, toprak bütünlüğümüz ve egemenliÄŸimizi tehdit edecek hale gelmiÅŸtir. İç siyasette hükümetle muhalefet, akademik çevreler, TSK ve yüksek yargının arasını açmış, toplumu kamplara bölmüştür. Esasen hükümetin dış politikada bu kadar tavizkar bir politika izlemesinin temelinde ABD ve ABye diyet ödemesinin yattığı ve bu diyet borcu nedeniyle ABD ve ABden gelen milli menfaatlerimize çok aykırı taleplere hükümetimizin karşı çıkamadığı kamuoyunda deÄŸerlendirilmektedir. Bu tavizkar dış politika çerçevesinde AKP hükümeti 2004teki Annan Planının referandumla onaylanması sürecinde Sayın DenktaÅŸ ve Kıbrıs Türk toplumu üzerinde büyük bir baskı uygulamıştır. Bu amaçla Annan Planının kabul edilmesini empoze etmiÅŸ dahası aksi bir durumda Türkiyeden yavru vatan KKTCye gönderilen mali yardımların durdurulacağı yönünde tehditkâr bir tutum takınmıştır. Plana bu yüzden Kıbrıs Türkleri Kerhen % 65 oranla evet demek zorunda kalmışlar, Allahtan Rumlar % 80 oranla hayır diyerek Kıbrısın tamamen elimizden çıkmasını önlemiÅŸlerdir.

2005 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rumlarla birleşme taraflısı, sosyalist görüşlü Mehmet Ali TALATı vatansever ve Türk milliyetçisi Rauf DENKTAŞ a karşı destekleyen AKP hükümeti ver-kurtul politikasının Kıbrıs taki uzantısı Sayın Talatı Cumhurbaşkanı seçtirtmiştir.

Ancak ABnin Kıbrıslı Türklere verdiÄŸi hiçbir sözü tutmaması yani KKTCye doÄŸrudan uçuÅŸları baÅŸlatmaması, doÄŸrudan ticaret tüzüğünü uygulamaya koymaması, vaat edilen mali yardımları GKRY  (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)nin denetimine bırakması, KKTC üzerindeki ticari-kültürel ve sportif ambargoları kaldırmaması sonucu Kıbrıs Türk toplumunda büyük bir hayal kırıklığı ve aldatılmışlık duygusu hakim olmuÅŸtur. Bu duygu 2009 Nisan genel seçimlerine yansımış ve Kıbrıs Türkleri GKRY ile birleÅŸme yanlısı CumhurbaÅŸkanı Talatın eski partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yerine bağımsız, egemen ve özgür bir KKTCden yana olan Dr. DerviÅŸ EROÄžLUnun liderliÄŸindeki Ulusal Birlik Partisini   (UBP) 5 yıl aradan sonra yeniden iktidar yapmıştır. Ancak gerek Talat gerek Rum lider Hıristofyas gerekse de AKP hükümeti Kıbrıslı Türklerin bu uyarısını algılayamamışlar ya da anlamak istememiÅŸlerdir. Ve Müzakereci olarak Talat, Rum lider Hıristofyasla Eylül 2008de baÅŸlayan görüşmeleri inat ve aşırı bir iyimserlikle sürdürmüştür. Hâlbuki yapılan kamuoyu yoklamaları Rumların ancak %30nun Türklerle birlikte yaÅŸamak arzusunda olduÄŸunu %70inin ise Türklerle tekrar birleÅŸmeyi kesinlikle istemediklerini ortaya koymuÅŸtur. Sayın Talat bu anket sonuçlarını bile bile adanın tekrardan birleÅŸtirilmesi umudunu hiç kaybetmemiÅŸ hatta daha da ileri giderek BaÅŸkanı olduÄŸu KKTCnin ilan edildiÄŸi gün üzüntüden hüngür hüngür aÄŸladığını beyan etmiÅŸtir. Adanın tekrar rum egemenliÄŸi altındaki sözde Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında birleÅŸtirilmesi için görünüşte Türk ve Rum toplum liderleri Sayın Talat ve Sayın Hıristofyas 71 kez buluÅŸmuÅŸlar ve anlaÅŸmazlık konularını sözde çözmeye çalışmışlardır. Bu müzakere sürecinde AB, BM ve Türkiye sürekli Talatı desteklemiÅŸler ve soruna yapıcı tutumlarından ötürü cesaretlendirmiÅŸlerdir. Ancak anlaÅŸma yanlısı olmayan ve Kıbrıslı Türkleri egemen ve eÅŸit ortak olarak deÄŸil de azınlık olarak Kıbrıs Cumhuriyeti hegemonyası altına almak isteyen Rumlar sözde müzakereleri sürdürüp dünyaya karşı anlaşıyoruz mesajını vermeye devam etmiÅŸlerdir. Bu süreçte de AKP hükümetinin baskısı ve Talatın tercihleri doÄŸrultusunda Kıbrıslı Türklerin egemenlik ve bağımsızlık haklarından feragat edip Rumlara teslim olacaklarını hesaplamışlardır.

18 Nisan 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon adaya gelip Talatla görüşmüş, Ankara hükümeti Sayın Eroğlunun partisinden eski genel başkan ve Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin ERTUĞRULOĞLUnu Ankaraya çağırıp aday olmaya ve sağ oyları bölmeye zorlamıştır. Rumlar da sözde anlaşıyoruz havası yaymış ve Sayın Talatın yeniden seçilmesi için seçmenler üzerindeki popülaritesini arttırmaya büyük gayret göstermişlerdir.

Ancak Kıbrıslı Türkler Ankaranın empozelerine direnmişler, AKP hükümetinin sağ oyları bölüp sosyalist Talatın aradan sıyrılması tuzağına düşmemişler ve ilk turda Türk milliyetçisi Başbakan ve UBP Genel Başkanı Sayın Dr. Derviş EROĞLUyu KKTCNİN 3. Cumhurbaşkanı olarak seçmişlerdir. Bu sonuç hem Türkiyenin resmi konumunun dışında tavizkar dış ve iç politikaları değişim ve açılım şekeri içinde halka sunmaya hazırlanan mevcut AKP hükümetine bir cevaptır, hem de sözlerini tutmayan AB ye güçlü bir mesajdır.
 
Bu sonuçla, Kıbrıs Türkleri kesinlikle azınlık olarak başka bir devlete yamanmayı kabul etmeyip; bağımsız, egemen ve özgür devletlerinde yaşamayı tercih ettiklerini bütün dünyaya ilan etmişlerdir.

 

  İlgili Haberler

 

HOME APPLIANCES SUPPLIERS MAGAZINE-in Üçüncü sayısı hazırlanıyor
HOME APPLIANCES-SUPPLIERS MAGAZINE nin ikinci sayısı çıktı ve yurtdışına gönderildi.
Kadir Has Üniversitesi ve Avrupa Koleji işbirliğiyle: AB Uyum Semineri
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor

  İlgili Yazılar

 

Türk Dış Politikasında Üç Ana Eksen Batıya Doğru AB 1, Doğuya Doğru AB 2, Güneye Doğru AB 3
Uluslararası İlişkiler
Türkiye-AB Müzakere Sürecinde Son Safha Çevre Başlığının Açılması
Türkiyenin Uluslararası İlişkilerde Yeniden Bölgesel Lider Olması
Türkiye En Kısa Yoldan ABye EFTA Üzerinden Entegre Olabilir
 

http://www.ankiros.com

http://www.tatef.com




























































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Åžti.

  BahçeÅŸehir 2.Kısım Mah.(BoÄŸazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEÅžEHİR-BAÅžAKÅžEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com