Bir milleti yaşatmak için bir takım temeller lazımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır.
Bir millet sanattan ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata
sahip olamaz.
Kültür ve sanat, yaşam kalitemiz için ne ölçüde önemlidir? Bu soruyu yanıtlamadan önce kültür ve sanat sözcüklerini kısaca tanımlayalım.
Türk Dil Kurumu, kültür (ekin, hars) sözcüğünü tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü olarak tanımlar. Başka bir deyişle, bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünüdür. Sanat ise bir duygu, düşünce, tasarı ya da güzellik anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ve bu anlatım sonunda erişilen üstün yaratıcılıktır.
İnsanların gereksinimleri, ABDli psikolog Abraham Maslow tarafından ortaya atılmış İhtiyaçlar Hiyerarşisi kuramına göre beş katmana ayrılmış bir piramid şeklinde gösterilmiştir. Bu katmanlar aşağıdan yukarıya doğru, fizyolojik, güvenlik, sevgi, saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimleridir. Hava, su, gıda gibi yaşam için olmazsa olmaz temel gereksinimler, piramidin tabanında fizyolojik katmanı oluşturur. Hemen üzerinde güvenlik katmanı ise sağlık, iş, maddi olanaklar gibi bireyin geleceğe güvenle bakmasını sağlayan ögeleri içermektedir. Üçüncü katman sosyal boyuttur. Arkadaşlık, dostluk ilişkileri, ait olma duygusu, duygusal bağlılık bu katmanda yer almaktadır. Saygınlık katmanı, tanınırlılık, değer verilmek, içinde yaşadığı toplumun saygısını kazanmak gereksinimidir. Bireyin özgüven ve özsaygısını yükseltir. En üst katman ise bireyin kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Bireysel gelişim ve olgunlaşma için son derece önemli olan yaratıcılık, sorun çözme yeteneklerini geliştirme bu düzeyde gerçekleşir.
Kültür sanat etkinliklerine odaklanmak için ilk dört katmanın önemli ölçüde aşılması gerekir. Çünkü Maslowa göre belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan bir üst düzeydeki gereksinimler öncelik kazanmaz. Örneğin aç olan bir insanın, kitap okumak yerine karnını doyurmaya öncelik vermesi doğaldır. Ya da işsiz bir insanın, kültür sanat etkinliklerini izlemek yerine iş aramaya odaklanması beklenir. Belirli bir katmandaki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst katmandaki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Böylece kişilik gelişme düzeyi de bir üst düzeye taşınacaktır. Kültür ve sanat yaratıcılığı besler, duygu ve düşünceleri tetikler.
Kültürel Bilinçlenme
Gerçek yurtseverlik, bu topraklarda yoğrulmuş tüm kültür değerlerini benimseyebilmek, bizden önce bu topraklarda yaşamış insanlara yakın hissedebilmektir. Aynı potada eriyerek bugüne gelen kültür değerlerini sahiplenebilmek ve yağmalanmasına göz yummamaktır. Kültür varlıklarımızın ne ölçüde farkındayız ve onlara gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz? Bu soruyu yanıtlarken, kültür zenginliklerimize kısaca göz atalım.
Anadolu 11. yüzyıldan itibaren Türklerin anayurdudur. Ancak Anadolu, tarih öncesi çağlardan beri birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Çatalhöyük, Çayönü, Hacılar, Truva gibi yeryüzünün en eski yerleşkelerinden bazıları Cilalı Taş Devrinde Anadoluda kurulmuştur. Anadolu Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Pers, Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, yüzlerce dil ve lehçeyi bağrında barındırmıştır. Hristiyanlığın ilk doğduğu ve geliştiği topraklardan biridir. Doğal olarak bu coğrafyada etnik, dinsel ve kültürel çeşitlilik önemli bir zenginlik oluşturmaktadır.
Antik kentleriyle, tarihi anıtlarıyla, Türkiyenin her çağa ilişkin tarihi ve kültürel birikimi inanılmaz düzeydedir. Kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu Uygarlıkları, Paleolitik Çağdan başlıyarak günümüze kadar Hititler, Urartular, Frigler, İyonya, Karia ve Likya, Lidya, Persler, Yunanlılar, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar kronolojik bir sırayla sergilenmektedir.
Tarihteki bilinen ilk yazılı barış antlaşması Kadeş Antlaşması, M.Ö 1280 de Mısırlılar ile Hititler arasında bugünkü Nevşehir topraklarında imzalanmıştır. Genellikle, çözümü zor bir sorunun kaba kuvvetle halledilmesi anlamında kullanılan Gordion düğümü, Büyük İskendere atfedilen bir söylencedir. Büyük İskender, Gordiona geldiğinde (M.Ö. 334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. Gordionun kalıntıları Ankaranın Polatlı ilçesi yakınındadır. Tokatın Zile ilçesindeki kalede bulunan kitabede yazılı ünlü Veni, vidi, vici (Geldim, gördüm, yendim) Latince özdeyişi, Julius Sezar Pontuslulara karşı kazandığı zaferin ardından kullanmıştır.
Batı Edebiyatının ilk büyük eserleri sayılan İlyada ve Odysseia Destanlarının yaratıcısı veya derleyicisi olduğu kabul edilen İyonyalı ozan Homeros M.Ö. 8. veya 9. yüzyıllarda Antik Anadoluda yaşadığı kabul edilmektedir. Felsefenin ve bilimin öncüsü olarak adlandırılan Miletli Thales (M.Ö. 624 –M.Ö. 546), Tarihin babası olarak anılan Halikarnaslı Herodot (M.Ö. 484 - M.Ö. 425), Dünyanın ilk coğrafyacısı olarak bilinen Amasyalı Strabon (M.Ö. 64 - M.S. 24), Antik Yunan Uygarlığının en önemli hekimlerinden ve eczacılığın babası sayılan Bergamalı Galen (129 - 201) Anadolu topraklarında yetişmiş bilim insanlarıdır.
Anadolunun en eski tanrıçası Kibele ile başlayıp, mitolojik çağlardan, Kurtuluş Savaşına kadar bu topraklardan geçmiş uygarlıkları, Tiyatro yazarı Güngör Dilmen Ben Anadolu adlı oyununda sunmaktadır. Eserde Anadolunun anatanrıçası Kibele, 2. Ramsesle zorla evlendirilen Hitit kraliçesi Puduhepa, bir ayı oynatıcısının kızıyken Bizans imparatoriçesi olan Theodora, dünyanın ilk kadın tarihçisi Anna Komnena, Bizanslı bir kızken, Osmanlıların kurucusu Osmanın gelini olan Nilüfer Hatun, Halide Edip Adıvar gibi kadınların yaşam öyküleri anlatılmaktadır. (1)
Türkiyedeki Dünya Mirasları
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür) tarafından belirlenen kültürel ve doğal varlıklardan oluşan Dünya Mirasları Listesinde Nisan 2009 itibariyle 186 ülkeden 689u kültürel, 176sı doğal ve 25i karma olmak üzere 890 Dünya mirası vardır. Listede en çok dünya mirası olan ülke ise 43 mirasla İtalyadır. UNESCOnun 1972 yılındaki genel konferansında hazırlanan Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Antlaşmasını imzalayan 175ten fazla ülkenin korumayı garanti ettikleri anıt ve sit arasından Dünya Mirası Kriterlerine uygun bulunanlar listede yer almaktadır. Liste, her yıl yeni adayların listeye alınması ve yeni ülkelerin anlaşmayı imzalamasıyla büyümektedir.
Kültür ve Sanatta Yönetim Kalitesi
Listede Türkiyeden Kapadokya ve Göreme Milli Parkı, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, İstanbuldaki Tarihi Yerler, Hattuşaş: Hitit Başkenti, Nemrut Dağı, Pamukkale ve Hierapolis Milli Parkı, Ksantos-Letoon, Tarihi Safranbolu Şehri, Truva Antik Kenti olmak üzere 9 Dünya Mirası yer almaktadır. Ayrıca aralarında Efes, Sümela Manastırı, St. Nicholas Kilisesi, Harran ve Şanlıurfa, Diyarbakır Kalesi ve Surları, Konya:Selçuklu Başkenti, Alanya, Mardin Kültürel Peyzajı, Edirne Selimiye Camii, İshak Paşa Sarayı, Kekova, Afrodisias Antik Kenti, Antik Likya Yerleşimleri, Sagalassos Antik Kenti, Çatalhöyük Taş Devri Yarleşimi, Perge Antik Kentinin de bulunduğu 23 miras adayı da listede yer almak için beklemektedir.
Kültürün Ekonomik ve Sosyal Boyutunu Ölçmek
Kültür istatistiklerini toplamak ve yıllar içinde izlemek, bu alanda gelişimi sağlayabilmek için ön koşuldur. Ölçülmeyen sistem geliştirilemez. Kamu ve özel sektör olarak kültür ve sanata ayrılan parasal kaynak, ilgili sektörlerde çalışan insangücü, bireysel bütçemizden kültür ve sanata ayırdığımız para izlenecek temel göstergeler arasında yer almalıdır. Kültür düzeyimizi algılamak için bir dizi soru aklımıza gelmektedir. Her yıl ne kadar kitap yazılıyor, ne kadar okunuyor? Toplum olarak okuma alışkanlıklarımız ne ölçüde değişti? Üretilen sanat eserleri ne kadar? Bu alanda yaratılan ekonomik değer nedir? Kültürel etkinliklere katılım istatistikleri ne şekildedir? Sinema, tiyatro, bale, opera, konsere ne kadar gidiyoruz?
Avrupa Topluluğunun kültür istatistikleri yayınından bir kaç göstergeyle, kültür ve sanata Avrupa düzeyinde verilen önemi vurgulamaya çalışalım (EuroStat, Cultural Statistics, 2007). Kültür sektöründe istihdam 2005 yılında EU-27 ülkeleri için toplam 4.9 milyon kişidir. Bu sayı toplam istihdamın %2.4üdür. 2004 yılında kitap, gazete, dergi yayınlayan toplam 55.000 işletmede 750.000 kişi çalışmaktadır. Avrupa topluluğunun ihraç ettiği kültür ürünleri (kitap, dergi, gazete, CD, DVD, sanat eseri, antika, müzik aletleri) 4700 milyon Avro, ithal ettiği ise 3000 milyon Avrodur. Farkı alırsak, Avrupa topluluğunun net kazancı 1700 milyon Avrodur. Kültürel etkinliklere katılım istatistiklerine baktığımızda, 2007 yılında son 12 ayda en az bir kez katılım şeklinde verilen yüzdesel veriler, anıt ziyareti %54, sinema %51, müze %41, konser %37, kütüphane %35, tiyatro %32, bale, dans, opera %18 şeklindedir.
Kültür sisteminin lenmesi için başka bir çalışma, UNESCO Kültür İstatistikleri Çerçevesidir. Oluşturulan , kültürün ekonomik ve sosyal boyutunu ölçebilmek için bir sınıflandırma aracıdır. Kültür alanları birer ekonomik sektör gibi düşünülerek, sunulan ürün ve hizmetlerin sınıflandırılması yapılmaktadır. Önerilen de kültür çevrimi, yaratma, üretim, dağıtım, sergi/gösteri/aktarma, tüketim/katılım olmak üzere beş aşamadan oluşur. Yaratma düşünce ve içeriğin tasarlanıp ürüne dönüştürülmesi, üretim çoğaltma işlemi, dağıtım ise tüketiciye ulaştırmaktır. İlk üç aşamaya örnek olarak bir müzik eserinin bestelenmesi ya da bir romanın yazılması ve daha sonra çoğaltılarak dağıtım kanallarından müşteriye sunulmasını verebiliriz. Sergi ve gösteri müze, tiyatro, bale gibi yer ve zamana bağlı performanslardır. Aktarma ise kuşaktan kuşağa kültürel miras olarak aktarılan bilgi ve becerileri içermektedir. Beşinci aşamada belirtilen tüketim ve katılım ise kitap okuma, sergi gezme, TV izleme, festivalde dansetme gibi kültür ürününü izlemek veya aktif bir şekilde katılarak yaşamaktır.
Kültür alanları ise 1. Doğal ve Kültürel Miras; 2. Performans ve Kutlama; 3. Görsel Sanatlar ve El Sanatları; 4. Kitaplar ve yayıncılık; 5. Görsel ve etkileşimli medya; 6. Tasarım ve Yaratıcı Hizmetler; 7. Turizm; 8. Spor ve eğlence olmak üzere 8 kategoride gruplanmıştır.
Kültür Politikası
Avrupa Birliği, kültür politikasını oluştururken, Avrupa kültür gündeminde belirtilen amaçları üç maddede özetler (European Agenda for Culture in a Globalizing World, 10.5.2007):
• Kültürel çeşitlilik ve kültürlerarası diyaloğun özendirilmesi;
• Büyüme ve istihdam için Lizbon Stratejisi çerçevesinde yaratıcılık için bir katalizör olarak kültürün özendirilmesi;
• Avrupa Birliğinin uluslararası ilişkilerinde önemli bir unsur olarak kültürün özendirilmesi.
Kültürler arası diyalog ve yetkinliklerin geliştirilmesi için kültür sektörlerinde sanatçılar ve çalışanlar için hareketlilik (mobility) vurgulanmaktadır. Onların Avrupa genelinde çalıştırılabilirliği ve uyum sağlayabilmeleri için gerekli ortamın sağlanması planlanmaktadır. Benzer şekilde sanat eserleri hareketliliği de düşünülmektedir.
Atatürk Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür diyerek kültürün önemini vurgular (2). Ona göre, Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, zekâyı eğitmektir. Atatürkün sanat konusunda söyledikleri de son derece çarpıcıdır. Bir milleti yaşatmak için bir takım temeller lazımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve hasta bir kimse gibidir. Hatta kasdettiğim manayı bu söz de ifadeye yeterli değildir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur... Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur. Birçok unsurlar o felaketin derecesini farketmez. Farkettiği gün de ne kadar müthiş bir etkinlikle çalışmak gerektiğini tahmin edemez.
Atatürk, opera, bale, batı müziği ve tiyatro konusuna büyük önem vermiş, Türkiyenin çağdaşlaşmasına büyük katkılar sağlamış Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası gibi kuruluşları devlet organları olarak hayata geçirmiştir.
1971 yılında Türkiyenin ilk kültür bakanı Talat Halmandan bugüne kadar 26 bakan gelip geçti. Ancak bugüne kadar kültür ve sanat alanlarında yapılan çalışmaların yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiyede en önemli bakanlıklar arasında Kültür Bakanlığı gelmelidir. Kültür ve sanat bilinçlenmesinin sınırlı çevrelerde kaldığı açıktır. Türkiyenin sahip olduğu kültürel değerler konusunda daha geniş ve etkili bir bilinçlenme kaçınılmazdır.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi, kültürel kimliğimiz konusunda biliçlenmemiz için de önemli bir fırsattır. Türkiye bir dünya kültür ülkesidir. Sabahattin Eyüboğluna göre, Anadolu Medeniyetlerini kurup yaşatanlar, Türk kökenli olmasalar bile; biz Türkler, Anadolu kültür tarihinin mirasçılarıyız. (3) Çok dinli ve çok dilli bir dünya imparatorluğunun torunları olarak Türk toplumu, çeşitlilik içinde birlik veya birlik içinde çeşitlilik bilinciyle kültürel zenginliklerimizi hoşgörü ile taşıyabildiğimizi tüm dünyaya kanıtlamalıdır.
Kültür ve sanata karşı duyarlılık, yaratıcılığın geliştirilmesi, bütünsel yaklaşım, tutarlılık, süreklilik, çok yönlülük, yaygınlık gibi temel ilkeler göz önüne alınmalıdır. Gerçek anlamda çağdaşlık, duyan, düşünen, yaratan, güzeli arayan bireylerden oluşan topluma dönüşümle mümkün olacaktır.
Kaynaklar:
1. Güngör Dilmen, Ben Anadolu, Pan Yayıncılık, 2008.
2. Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007.
3. Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği: Kültür Tarihinin Kaynakları, Boyut Kitapları, 2008.