SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   24 Mayıs 2012, Perşembe

Ocak 2010 Sayısı

Yıl : 7 | Sayı : 69

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     Arşiv
     İletişim

http://www.ankiros.com


http://maktekfuari.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 



























 

Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi, dogan@hacettepe.edu.tr


Üniversitelerimiz ve güncel sorunları


Geniş halk kesimlerine ve hatta üniversite çevrelerine türban sorunu, üniversiteye giremeyip, dershanelerin yolunu tutan öğrenciler, katsayı mağduru öğrencilerle  ve Anadolu’ya yayılarak açılan henüz gelişmemiş yeni üniversiteleri ile yansıyan yüksek öğretim kurumları, yani üniversiteler  Cumhuriyet Türkiye’sinin en büyük proje ve başarılarından biridir. Beni bu olumlu görüşe yöneten, hepinizin bildiği bazı gelişmeyi hatırlattıktan sonra üniversitelerimizin başlıca sorunlarına ve bunların çözümüne yönelik düşünü-lebilecek önerilere değineceğim.

Üniversitelere Talep ve Okullaşma

Cumhuriyetin  ilanında ilkokul sonrası yalnız 16000 öğrenci lise ve meslek okullarında olmak üzere tüm öğretim kurumlarında toplam 364428 öğrencimize eğitim-öğretim imkanı sunabilirken  bugün 17 milyon çocuk ve gencimiz eğitim-öğretim  görmektedir. Yüksek öğretim gören öğrenci sayımız 84 yılda 3000 den   2 milyona yükselmiştir.  Bu sürede nüfusumuz 6 kat arttığı halde öğrenci sayımız 52 kat artmıştır. Bu artış yükseköğretimde 630 kata ulaşmıştır. Bu sürede üniversite mezunu sayısı 520 katına, öğretim elemanı sayısı ise 200 katına yükselmiştir.  Eğitim kalitesini beğenmesek de okullaşma oranı ilköğretimde % 98,2 orta öğretimde % 84 ve yükseköğretimde % 25’e (Açık öğretimle %39) ulaşmıştır. Daha 1981 yılında yükseköğretimdeki okullaşma oranının % 5-6 olduğu düşünülürse ulaşılan başarı daha da iyi anlaşılabilir. Bu oranlar daha da artacaktır.

Yükseköğretime olan yüksek talep halen artarak devam etmektedir. Hedefimiz yükseköğretimde okullaşma oranını % 50’ nin üzerine % 65’a ulaşmak olmalıdır. Yükseköğretim kurumları ülke genelinde yaygınlaşmış, hatta büyükçe bir köy gibi ilçe merkezlerinde bile meslek yüksekokulu (MYO) veya fakülte açılmıştır. Üniversite sayımız bu sürede 1’den 115’e yükselmiştir. Cumhuriyeti kurarken sadece İstanbul’da bir üniversitemiz, birkaç yüksek okulumuz vardı. 2. Üniversitemiz ancak 1946 yılında Ankara’da açıldı.  Üniversite sayımızdaki yıllara göre artışlar: 1960 (6), 1973 (18),  1981 (27), 1992 (54), 2005 (25’i vakıf 78),2006 (93),2007
(35’i Vakıf 115)
 
Şüphesiz üniversitelerimizin birçok sorunları da bulunmaktadır. Eğitimde nicelik yanında niteliğin de yükselmesi kaçınılmazdır. Zira talep bunu da zorlamaktadır.  Bizzat Yükseköğretim Kurumu tarafından 2006 yılında hazırlanan ve yayınlanan çok geniş kapsamlı stratejik raporda bu sorunlar ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Yükseköğretim kurumlarının son yıllarda birçok alanda biriken sorunlarını çözemese de, hatta eski sorunlara yenileri eklenmiş olsa da bu ayrıntılı raporun hazırlanmış olması en azından bir başarı olarak görülmelidir. Sorunların büyüğünü üniversiteye giriş talebinin tam karşılanamaması, üniversite kapısında birikmeler oluşturmaktadır. Bu rapordaki 2004 verilerine göre fakülte sayısı 591, 4 yıllık YO sayısı 179, MYO sayısı 473 ü bulmuştur.

Bu büyük ve hızlı gelişmeye rağmen üniversitelerimiz halen nitelik ve nicelik açısından yüksek öğretime olan talebi karşılayamamaktadır. Her yıl artan sayıda öğrenci üniversite kapısında beklemektedir. 2004 yılında ÖSS ye katılan 1,8 milyon kadar öğrencinin 633 bini bir yükseköğretim kurumuna yerleştirildiği halde bunların 532 bini, yani % 84’ü kayıt yaptırmıştır. Aslında ÖSS’ye ilk kez giren öğrenci sayısı 600 bin kadar olup, bu sayı tüm yerleştirilenlerden daha düşüktür. Açık öğretime yerleştirilen öğrencilerin % 25’i ile MYO’na yerleştirilenlerin % 21,4 ü kayıt yaptırmamışlardır. 1998 yılında MYO‘na yerleştirilen 101600 öğrencinin 21086’sı, 1994 yılında ise AÖF’nin 992 bin kontenjanının 827 bini boş kalmıştır. Kayıt yaptıranların da
önemli bir kısmı öğrenimlerini sürdürmemektedir. İlk yıllar özellikle devlet memurları derece ve kademe ilerlemek için daha çok ilgi gösterirken, zamanla bu ilgi azalmıştır. Diğer bir ifade ile asıl birikimi önleyeceği umulan bu iki yükseköğretim kurumu halen çözüm olamamıştır.

Ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumlarında 2004-5 öğretim yılında okuyan öğrenci sayısı 1969086’e ulaşmış olup, bu öğrencilerin 863 bini 4 yıllık lisans programında, 424,5 bini MYO, 695 bini açık öğretim, 27 bini askeri okullarda okumaktadır. Örgün öğretimde okuyanların 330 bini 2. öğretim öğrencisidir. Tüm Vakıf üniversitelerinde ise sadece 83,7 bini ön lisans ve lisans, 9,3 bini lisans üstü olmak üzere 93 bin öğrenci okumakta olup, sayıları 30’u bulan bu üniversiteler halen tüm öğrencilerinin % 6,71 kesimine yüksek öğretim sunabil-mektedir.

Esasen 70,5 milyon nüfusumuzun 19-24 yaş grubundaki sayısı 5,5 milyon ve 19 yaş nüfusu 1358 bin olduğu düşünülürse önümüzdeki 10-15 yıl içinde bu hedefin karşılanabileceği ve üniversite öğrenci sayısının 2,5 milyonun civarında dengeleneceği yönündedir. Yani talep kolay karşılanabilecek durumdadır. Üniversite kapısında bekleyenlerin büyük bir bölümü çok zayıf ve ÖSS başarıları 120 puanın altındadır. Ancak bu orta öğretimin yada daha genel ifade ile eğitim sistemimizin kalitesizliği sonucu olup, ayrı tartışma konusudur.

Görüldüğü gibi halen talebin büyük oranı vakıf üniversiteleriyle değil, 2. öğretimle karşılanmaktadır. İkinci öğretimi ise gelişmiş üniversitelerimiz yerine öğretim üyesi de yeterli olmayan yeni ve büyük merkezler dışındaki üniversitelerimiz yapmaktadır. İşaret edilen korkular ve kaliteden taviz halen gerçekleşmektedir. Bu sorunlar da ayrıntılı düşünülerek çözüm yolları araştırılmalıdır. 1980 öncesi de üniversitelerimiz kapasite artırımına karşı çıkmış, hükümetler yeni akademi ve yüksek okullar açarak talebi karşılamağa çalışmış, yüksek öğretim çok başlı ve karmaşık yapıya sürüklenmişti. Sonuçta eski yasalar bir kenara atıldı. Mevcut yasa çıkarıldı. Kurulan YÖK gerçi 25 yıl önce en yüksek devlet memuru sayılan profesörleri bu gün orta düzeyinde memur düzeyine ve maaşına gerilemelerine seyirci kaldı. Ancak yükseköğretimin ülke genelinde yaygınlaşması, niceliğinin artırılması yönünde epeyce mesafe almamıza da büyük katkı sağladı. Kaliteyi yükseltmek, sorunlara çözüm üretmek üniversitelerimizle çağdaş uygarlık ve bilgi düzeyini yakalamak zorundayız.

Ülkemizin ihtiyaç duyduğu her alanda eğitilmiş ara eleman gücünü yetiştirmeyi amaçlayan iki yıllık MYO’ları beklenen ilgiyi bulamamıştır. Aynı şekilde örgün öğretime devam yada girme imkanı bulamayanlara yüksek öğretim imkanı vermeyi amaçlayan açık öğretim fakültesine (AÖF) de ilgi ve istek az olmaktadır. Yüksek öğretime asıl yüksek talep dört yıl süreli fakülte ve yüksekokullara olmaktadır. Özellikle hukuk, işletme, iktisat, maliye, İngilizce, mütercim ve tercüme, uluslar arası ilişkiler gibi sosyal, elektronik, bilgisayar, endüstri mühendisliği, tasarım ve mimarlık gibi mühendislik bölümlerine olmaktadır. Vakıf üniversiteleri ise öğrenci başına az harcama gerektiren, buna karşılık iş alanı daha geniş olabilen bu alanlarda öğretim yapmayı tercih etmektedirler.

Ülkemiz artık dünyaya açılmış, her alanda büyük gelişmeler sağlamıştır. AB’ne giriş müzakerelere sürmektedir. Yurtdışında öğretim gören vatandaş-larımızın sayısı 44200 ü yükseköğretimde olmak üzere yarım milyonu geçmiştir. 1987-2005 yılları arasında YÖK, MEB ve TÜBİTAK desteği ile 6830 gencimiz Yüksek Lisans ve doktora yapmak üzere yurt dışına gönderilmiştir. Halen değişik kaynaklarca destekli 3000 gencimiz yurt dışında  lisansüstü düzeyde öğretim görmektedir. Dört milyonun üstünde vatandaşımız yurt dışında kalkınmış ülkelerde yaşamaktadır. Yılda 20 milyon kadar yabancı ülkemizi ziyaret etmekte ve turizmde dünyanın ilk 10 hedef ülkesi içerisindeyiz. Hemen, hemen her köy ve beldemize elektrik, telefon götürülmüş, yol açılmıştır.

Ulusal ve yerel yayın yapan çok sayıda radyo ve televizyon yayınına ek
olarak uydu ve kablo yayını yaygınlaş-maktadır. Haberleşme alt yapısı en gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmış ve bir kısmından ileridir. Bilgisayar kullanımı hızla yaygınlaşmakta, çoğu şehrimizde miskin kahvehanelerin yanında Inter-net kahveleri açılmaktadır. Kitap okuma alışkanlığı düşük olsa da izleme, seyretme ve dinleme ile bilgilenme düzeyi yüksektir. Politikacılarımızdan çok duyduğumuz ifadeyle ‘toplu iğne ve at nalı dahil’ her ürünü ithal etmek zorunda olan  ülkemiz bugün  televizyon dahil birçok endüstriyel ürünü ihraç etmektedir. İhracattaki sanayi ürünlerinin payı % 93’e ulaşmıştır. Kendi içine kapanan toplum dünyaya açılmıştır ve dünyanın en ücra köşelerinde Türklere rastlanabilmektedir.

Üniversitelerin Yurt Sathında Yayılımı ve Yeni Üniversitelere Destek

Büyük şehirlerde nüfusun hızla artışını önlemek, ülkemizin her bölgesinin dengeli gelişimini teşvik ederek daha çok nüfusu doğduğu bölgelerde tutmak istiyorsak üniversiteleri de ülkemizin her yanına dengeli dağıtmaktan kaçınmamalıyız. 1980 öncesi “ bir mühür, bir müdür” sözü ile alay edercesine küçümsediğimiz üç büyük şehir dışındaki üniversitelerimizin büyük çoğunluğu bugün oldukça gelişmiş ve bulunduğu şehre sosyal, kültürel ve ekonomik düzeyde büyük katkılar sağlayan, hizmet veren yüksek öğretim kurumları haline gelmişlerdir. Özellikle 1992 yılında açılan ve açıldığı yıllar küçümsenen 23 üniversitemizin büyük bir kısmı da bugün göz doldurucu, başarılı üniversiteler olmuşlardır. Değişik nedenlerle bulunduğum Kocaeli, Sakarya, Mersin, Denizli, Çanakkale, Zonguldak, Bolu hatta
Kars ve Niğde üniversitelerinin gelişmişliklerine ve bulundukları kentlere katkılarını yakından gördüm. Yeni açılanların da 10-15 yıl içerisinde gelişeceklerine inanıyorum. Yeter ki bu kurumları iyi niyetle destekleyelim.

Özellikle alt yapısı yeterli olan, mevcut öğretim üyesine verecek ders, çalıştıracak yüksek lisans öğrencisi, araştırmasına kaynak, hatta kadro bulmakta güçlük çeken  büyük üniversitelerimizi daha çok göreve çağırmalıyız. “Her ile bir üniversite” sloganı ile açılan yeni üniversitelerin sağlıklı gelişimi için bu üniversiteleri özellikle büyük kent merkezlerindeki gelişmiş üniversitelerimizin desteğine vermeliyiz. Yeni açılan ve mahrumiyet bölgelerindeki üniversiteler öğretim üyesi temininde zorluk çekerken üç büyük şehir üniversitelerindeki özellikle profesör ve doçent kadroları çok şişirilmiş, yaşlanmış, atıl hale gelmiş ve kadrolara gençlerin katılması zorlaşmıştır.

Üniversitelerimiz ve güncel sorunları

2005 Yılında tüm üniversi-telerimizdeki 11168 profesörün 6671’i, yani %60’ı 3 büyük şehrimizdeki üniversitelerde görev yaptığı halde tüm öğrencilerin sadece % 39’u bu üç şehirde okumaktadır. Gerçi toplam 81 bin öğretim elemanının % 58’i üç büyük şehir dışında görevlidir. Ancak bunların büyük çoğunluğu yardımcı doçent (y. doç. lerin % 72’si), araştırma ve öğretim görevlileri gibi diğer öğretim elemanlarıdır (ar.gör.lerin %62’si, öğr. gör.lerin %71’i). Aynı yıl ülkemiz kaynaklı tüm yurtdışı yayınların da % 52’i üç büyük şehir dışındaki üniversitelerde yapıldığı düşünülürse düzeyleri o kadar da düşük değildir.

Doçent ve profesör kadrolarına atanmada yeni üniversitelerde en az bir yarıyıl veya bir yıl görev yapma zorunluluğu ( rotasyon) getirilebileceği gibi üç büyük şehirdeki her bir üniver-sitenin sorumluluğuna  (büyüklüklerine göre) 2-5 yeni üniversite verilerek bu üniversitelerin öğretim üyesini yetiştirme ve karşılama, destekleme sorumluluğu (5-10 yıl süre ile) verilebilir. Bu sistem 1973-1982 yılları arasında ülkemizde kısmen uygulandı. Mesela Hacettepe Üniversitesi bu süre içerisinde Samsun, Sivas, Eskişehir ve Kayseri’de açılan üniversiteleri, ayrıca Trabzon ve Erzurum’daki tıp fakültelerini destekledi. Bir yandan bu üniversitelere öğretim üyesi yetiştirirken diğer yandan kendi öğretim elemanları da gönüllülük esasına göre belirli bir süre ile bu yeni üniversitelerde görev aldılar. İTÜ de Trabzon’a açılan Karadeniz Teknik Üniversitesini yıllarca destekledi. Buna karşılık Ankara ve İstanbul üniversiteleri kendi sorumluluk-larına verilen diğer yeni üniversiteleri yeterince desteklemediler. Bu sistem bazı Avrupa ülkelerinde de başarı ile uygulandı. Bu ülke bizim ülkemiz olduğuna maaş ve bütçelerini devlet verdiğine göre tüm üniversiteler bu sorumluluğu üstlenmelidir.

Tam  Zamanlı Çalışma ve Ek Görev

EK görev ve üniversite dışında çalışma (tam gün çalışmadan uzaklaşma). Tıp başta olmak üzere hukuk, işletme ve bazı mühendislik alanlarda öğretim üyeleri üniversite kadrolarını işgal ederek yarı zamanlı üniversite ve yarı zamanlı üniversite dışında serbest veya bir kuruluş adına çalışmak istemekteler.

Bu sistem yeniden tartışılarak gözden geçirilmelidir. Mesela sadece gönüllü taşra hizmeti yapanlara veya belirli süreler başarılı hizmet verdikten sonra hizmetine kesinlikle üniversitede ihtiyaç duyulanlara esasları tartışıldıktan sonra bu imkan verilebilir, aksi halde tam gün çalışma esas olur, Dışarıda çalışanların sözleşmeli olarak üniversitelerde de hizmetinden yararlanılabilir.

Ek Puan ve Katsayı Mağduriyeti

Mesleki Teknik Lise (MTL) mezunlarının üniversite giriş sınavlarındaki mevcut katsayı uygulanması sonucu mağduri-yetleri ve yükseköğretime girme şanslarının düşüklüğü nedeniyle orta öğrenimde mesleki ve teknik liseleri az tercih edilmektedir. 2005 yılı verilerine göre ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin 2080000’i genel ve nitelikli liselerde, 966350’si MTL liselerde okumaktadır. MTL öğrencilerinin sadece %4’ü 4 yıllık örgün öğretim lisans,
%23’ü MYO’a, %15’ açık öğretime girebilmektedir. Mevcut uygulanan katsayı ile lisans programlarına girişleri daha da zorlaşmakta olduğundan başarılı öğrenciler MTL’leri tercih etmemektedir. Uygulanan katsayı sistemi MTL mezuniyetlerinin mağduriyetlerini giderecek şekilde hakkaniyet içerisinde çok kolay çözülebilir. Öyle söylendiği gibi diğer lise mezunlarının hakkı da bu öğrencilere uygulanan katsayı düzeltilmesi ile gasp edilmez. Ayrıca bu öğrencilere alanlarında daha yararlı olacakları teknoloji fakülteleri açılarak hem ülkemiz yetişmiş insan gücü kazandırıla bilinir, hem de bu okullara yönlenme teşvik edilebilir.

Öğrenci Dolaşımı (Yurtiçi Erasmus ve Sokrates)

Üç büyük şehir dışında özellikle mahrumiyet bölgelerindeki üniversitelerde okuyan öğrenciler büyük şehirleri göremeden üniversiteden, yeterli kültür ve görgü birikimi kazanmadan mezun olabilmektedir. Mesela ilk, orta ve yüksek öğrenimini sadece Van veya Erzurum’da tamamlayarak mezun olan öğrenci belki de sırf bu nedenle iş bulmada güçlük çekebilmektedir. Buna karşılık bir başka öğrenci İstanbul’da özel ilk- özel orta öğretim kurumundan sonra yine aynı şehirdeki bir yüksek öğretim kurumundan mezun olduğu halde ülkemizin başka hiçbir ilini göremeden iş hayatına başlayabil-mektedir. Avrupa ülkelerinde de benzer durumu önlemek, hiç olmazsa yükseköğretiminin belirli bir kesimini başka üniversite ve hatta başka ülkede görmelerinin yollarını açmıştır. Bu program AB ve aday ülkeler ile Norveç, İsviçre gibi diğer komşu ülkeleri de kapsayacak şekilde Sokrates ve Erasmus programları çerçevesinde öğrenci hareketliliğini teşvik etmiş, yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Ülkemiz de son üç yıldır bu programdan yararlanmaktadır. YÖK öncülüğü ve güdümünde ülkemiz üniversiteleri arasında da (Yerel Erasmus) bu programı uygulayabiliriz. Böylece yeni veya mahrumiyet bölgesindeki bir üniversitenin öğrencileri de ( Önce belki de sadece sınıfın başarılıları) bir veya 2 yarı yıl İstanbul veya Ankara’daki bir üniversitede okuyabilme imkanına kavuşabilir. İstanbul’daki bir öğrenci de benzer şekilde yeni veya başka bir şehirdeki üniversitede okumak isteyebilir.
 
Uluslararası İşbirliği ve Dışa Açılma

Çoğu üniversitemiz uluslararası işbirliğinde başarısız olup, bunun sonucu olarak  Türkiye’nin de katıldığı büyük mali kaynak aktararak desteklediği
AB-Araştırma Çerçeve Programlarına proje sunamamakta ve mevcut projelere katılamamaktadır. Mevcut öğretim elemanlarının % 46’hiç yurt dışına çıkmamış ve % 62’si iyi bir yabancı dil bilmemektedir. Öğretim elemanlarının yurtdışına çıkışı kolaylaştırılmalı ve aynı kişilerin yerine yurt dışına gitmemişlerin de yurt dışı ziyaret imkanı artırılmalıdır. Avrupa ülkeleri ve üniversitelerini iyi tanıyan öğretim üyeleri aracılığı ile tüm üniversitelerimizin AB üye ülkeleri üniversiteleriyle yakın işbirliği yolu açılabilir. TÜBİTAK ile yakın işbirliği içerisinde AB-Çerçeve programlarına daha çok araştırıcı ve üniversitemizin katılımı gerçekleştirilebilir. Dünyanın ilk 500 üniversitesi içerisinde yer alan üniversitemizin olmaması düşün-dürücüdür. YÖK bu konularla da ilgilen-melidir.

 Türban Tartışması

Başörtülüsü veya türban takma ihtiyacı duyan öğrencilerin ülkemizde yüksek öğretim hakkından mahrum edilmesi uzun yılların bir tartışma ve sürtüşme kaynağıdır. Yıllardır bir kutuplaşmaya neden olan bu sorunun çözüme yönelik ortak noktalar bulunmaya gayret edilebilir. Almanya’daki uygulama gibi “”hizmet alan ve veren” ayırımı sorunun çözüm için en gerçekçi yol olarak görülmektedir. Türbana karşı direnç gösteren ve bu izin verildiğinde “İran’a, Malezya’ya döneriz, yasak bir kez delinince ortaöğretim ve ilk öğretime de yayılır, mezunların kamuda çalışmaları yolu da açılır” diye karşı olan guruba tüm alanlarda olduğu gibi baş örtme konusunda da ileride baskı yapılmayacağı, serbestliğin her tür kıyafet için olacağı ve aynen bir hekime gidiş,  mahkemeye gidiş gibi hizmet alanların serbestisi ile sınırlı kalınacağı garantisi bir şekilde verilmelidir. Türban bir siyasi ayrışma ve sürtüşme konusu olmaktan çıkarılması için her kesim iyi niyetle soruna yaklaşmalı, tüm kurumların katkısı ile çözülmeye çalışılmalıdır. Bu çözüme başlangıç olmak üzere vakıf üniversiteleri yasak dışına alınabileceği gibi, sadece geleneksel Anadolu usulü baş örtüsü serbestisi gibi kolaylıklar öncelikle denenebilir.

Eğitim-Öğretim Dili

Ülke üniversitelerinin eğitim-öğretim dili yasalar gereği Türkçe olmalı, İngilizce öğrenme ve öğretme yolunun İngilizce eğitim yapmaktan geçmediği gerçeği ayrıntılı değerlendirilmelidir. Öncelikle yeni yabancı dilde eğitim-öğretim kurumları açılması ve teşvikine son vererek mevcutların durumu tarihsel gelişimleri ve geleceğe yönelik planlama ile yeniden değerlen-dirilmelidir.

Teknoloji Üretimi ve Sanayi İşbirliği Yetersizliği

Üniversite sanayi işbirliği yetersizliği, üniversitelerin bilim ve teknoloji üretiminde yetersizlikleri, yayınlarının toplumsal gelişmemize katkılarının azlığı şikayet konusudur. Bazı üniversitelerimiz bünye ve mekanlarında kurulan teknoloji geliştirme merkezleri ve teknokentler yaygınlaştırılmalı, daha başarılı çalışmaları için önlemler alınmalıdır. Bu alanda başarılı ülkelerin izlediği yollar araştırılarak benzeri uygulamalarla üniversitelerin eksiklik ve yetersizlikleri giderilebilir. Kendileri de bizzat araştırma ve yayın yapan, ülke sorunlarına ve bilimin halkla bütünleşmesine çaba harcayan kişilerin yönetici makamlara ( YÖK, TÜBİTAK ve Üniversite yöneticisi-Rektör) atanmaları ile bu gelişme daha kolay sağlanır.

Sonuç olarak büyük Devletler kurmuş bir mirasın sahibi olarak en
büyük sermayemiz insan gücümüz olduğunun bilincinde, eğitim-öğretim ve araştırmaya ayrılan kaynakları da en azından ekonomik zenginliğimiz  ölçüsünde artırmalıyız. İnsanlarımızı sağlıklı, insan haklarına saygılı,en az bir meslek sahibi, kendine ve ülkesine güvenen, ülkesine ve tüm insanlık alemine yararlı bireyler olarak yetiştirebilmeliyiz. Geç başladık, ama kısa sürede büyük mesafeler aldık. Unutmayalım ki eğitime yapılan yatırımın ekonomik değere ulaşması diğer yatırımlardan daha yavaş olur.Tarım toplumundan sanayi toplumuna sağlıklı geçişi eğitimdeki eksikliğimiz sebebiyle beceremedik. Ancak dünyadaki sanayi toplumundan hizmet toplumuna, ondan da bilgi toplumuna geçişi başaracağımıza, geleceğimizin daha da iyi olacağına içtenlikle inanıyorum.

Kaynaklar:
1- Yükseköğretim Stratejisi YÖK Yayınları 2006,
2- M. Doğan, Üniversitelerimiz ve Temel Sorunları, Hacettepe 1996,
3- Çağatay Özdemir,  Türkiye’de Öğretim Elemanları,, Ankara 2006,
4- M. Doğan, Hacettepe Tarihine Farklı Bakış, Selvi Yayınları, Ankara-2006.

 

  İlgili Haberler

 

Gedik 26 Ülkeden Kaynak Uzmanlarını Antalya-da Buluşturdu
Arçelik, Meslek Liselerinde Elektrikli Ev Aletleri Laboratuvarları Açıyor
Eski Arçelikliler Derneği Çağdaş Toplum İçin Katma Değer Oluşturuyor
Süreko, Sosyal Sorumluluk Kapsamında İki Okula Kırtasiye ve Ofis Malzemeleri Bağışında Bulundu
Katma değerli ürün demek teknolojik ürün yapmak demek, tasarımlı bir ürün demektir

  İlgili Yazılar

 

Türkiye nin ihtiyacı mesleki eğitim ve yabancı dil
Uzaktan Eğitim
Bilimsel araştırmadan teknolojiye - V
KOBİ lerin ihracat pazarlamasında kullandığı yöntemlerden biri; doğrudan postalama
Türkiye için araştırma ve üretim stratejisi
 

http://www.commercial-vehicles-turkey.com/?referer=Subcon

http://www.cnrsubconist.com/content/tr_index.asp








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi