SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   24 Ekim 2014, Cuma

Haziran 2011 Sayısı

Yıl : 8 | Sayı : 86

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Arşiv
     İletişim

http://www.fastenerfairturkey.com


http://www.plasteurasia.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 































 

İzzet Alper Yıldız
Profesyonel Yönetici (MBA) www.alperyildiz.com................................... ÇAĞDAŞ YÖNETİCİ ve YÖNETİM


Bilim mi, Sanat mı?


Yemeğin Lezzeti Nereden Gelir?

Yemek yemeyi seven birisi olarak bu ayki yazıma yemeğin lezzeti konusuna değinerek başlamak istiyorum. Bir reel sektör dergisinde yemekle ilgili yazı mı olur demeyin? Amacım Arman Hoca gibi size dünyanın çeşitli mutfaklarından yemek tarifleri vermek ya da bir gurme edası ile işin püf noktalarından bahsetmek değil. Hadi sizi daha fazla meraklandırmadan konuyu biraz açalım. Yemek yapmak bir bilim midir yoksa bir sanat mı? Yemeğin bilimle ya da sanatla ne alakası var diye içinizde düşünenler olabilir. Basit anlamda bilimden kastımız, yemeğin içine koyulacak malzemelerin miktarlarının tespit edilmiş olması ve belli bir pişirme prosesine sağdık kalınması anlamındadır. Bu anlayışa göre tarif kurallarına harfiyen uyan herkes bir yemeği aynı kalitede yapabilmelidir. Sanattan kastımız ise işin sevgiyle yapılması ve olaya marifet boyutunun katılmasıdır. Yemeğin sadece açlığımızı giderecek besinler olarak görülmeyip, onun zevk alabilinecek bir eser olarak kabul edilmesini kastediyorum.

Böyle bir soru karşısında okurlarımın üç farklı cevap yaklaşımında bulanabilecekleri düşüncesi yanlış olmayacaktır. Birinci grup olayın tamamen bilimsel olduğunu savunacaktır. Doğru bileşenleri, doğru miktar ve sırada pişirme sürecine dahil ettiğinizde; aynı mükemmel sonuca her defasında ulaşabileceğinizi söyleyeceklerdir. Kendi haklılıklarını ispat edebilmek için Mc Donalds, Burger King, Pizza Hut gibi fast-food zincir restaurantlarını örnek göstereceklerdir. Gerçekten de dünyanın neresine giderseniz gidin, farklı insanların ürettiği aynı kalitedeki yemeğe ulaşabiliyorsunuz. Öyleyse yemek yapmak bilimsel bir olay mıdır?

İkinci grup birinci grubun tam tersi, yemek yapmanın tamamen bir sanat olduğunu iddia edecektir. Yemek yapmanın yaratıcılık ve yetenek boyutlarını öne çıkaracaklardır. Öyle olmasa dünyanın ünlü şeflerinin yaptıkları bir porsiyonluk yemeklere, bizlerin aylık kazançlarından daha fazla paraları niye ödesinler ki... Onlar bir tabloya bakarcasına, bir senfoniyi dinlercesine, bir gösteriyi izlercesine her çatalda ağızlardaki lezzetten zevk aldıkları için kesinlikle yemeğin bir sanat olduğunu savunacaklardır. Yemeğin sanat olduğunu savunacak grubun ille de zengin ve sınırlı kişilerden oluştuğu algısına kapılmanızı istemiyorum. Tamamen sıradan insanların içinde de benzer düşüncede olanların sayısı oldukça fazla çıkacaktır. Kimse bu tatlıyı Ayşe kadar güzel yapamaz! Teyzem bir sarma yapar ki parmaklarını yersin! ya da Şuraya gidersen şu lokantada şunu mutlaka tadmalısın, dünyada bir eşi daha yok! Bunlar gibi cümlelere günlük hayatın içinde sıkça rastlamamız, yemeğin bir sanat olduğunu destekleyenlerin sayısının da yüksek olacağını işaret ediyor. Öyleyse yemek yapmak sanatsal bir faaliyet midir?

Nihayet son grubumuz, yemek yapmanın hem bilimsel hem de sanatsal yanı olduğunu savunanlardan oluşacaktır. İkisinden birinin ihmal edilmesi durumunda yemeğin eksik kalacağını ifade edeceklerdir. Bilimsel yöntemin izlenmemesi sonucunda ortaya çıkan yemek her seferinde farklı birşey olacaktır. Bazen beğenilecek, bazen israf edilmiş malzemeler muamelesi görecek ve çöpe atılacaktır. Sanatsal yanının eksik olması durumunda ise lezzet özelliğini yitirecek, besin olmanın ve karın doyurmanın ötesine geçemeyecektir. Bunu daha netleştirmek için başka konudan bir örnek vermek isterim. Bir tiyatroyu sanatçıların oynaması ile aynı tiyatroyu sıradan insanların oynamasını bir an için gözünüzde canlandırınız. İlki sizi içine çekip heyecanlandırırken; ikincisi aynı şeyleri yapmaları, aynı şeyi söylemeleri ve aynı mesajı vermelerine rağmen tatmin etmeyecektir. Sanat yönü eksik yemekte karın doyuracak, fakat tatmin etmeyecektir. Öyleyse yemek yapmak hem bilimsel hem de sanatsal bir faaliyet midir?

Yöneticilikte Bilim ve Sanat

İş hayatında şu ana kadar bir çok yöneticiyle çalışma imkanınız oldu. Kimileri ile çalışmaktan çok keyif aldınız, kimileri ile vasat bir ilişkiniz oldu, kimilerinden ise nefret ettiniz. Hiçbiri bir diğeri ile aynı değildi. Benzer tarafları belki vardı, ama kesinlikle farklılaştıkları noktalar da vardı. Hepsi en az bir yüksek öğretimden geçmişti. Çoğunun en az bir yabancı dili vardı. Yaptıkları işi bilecek kadar tecrübeye sahiptiler. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda çoğunlukla doğru kararlar alabiliyorlardı. Hepsi yöneticiliğin ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini en azından teoride biliyorlardı. Ancak, pratikte hepsi de farklı bir şekilde yönetiyordu. Peki öyleyse bu fark nereden geliyordu? Yöneticilik bir meslek ise ve bilimsel olarak öğretilebiliyorsa; her yöneticinin benzer durumlar karşısında, benzer şekilde davranmalarını beklemek yanlış olmamalıydı. Acaba yönetimin bir sanat tarafı da olabilir miydi? Farklı tarzların sebebi, yönetimin sanatsallığından kaynaklabilir miydi?

Beynimizin sol tarafı bilime yatkınken, sağ tarafın sanata yatkın olduğu uzun zamandır dillendirilen bir durumu oluşturuyor. Literatürde, entelektüel zeka (IQ) ve duygusal zeka (EQ) olarak adlandırılan kavramlarda yine beyin coğrafyasının sağ ve sol yönlerini işaret ediyor. Entelektüel zeka: Bireyin zihinsel gelişim hızına paralel olarak, yaşamın farklı dönemlerinde hayatın ne olduğunu anlamasını ve öğrenmesini sağlayan zihinsel gelişim süreci olarak tanımlanmaktadır. Duygusal zekayı ise Daniel Goleman tarafından şöyle tanımlıyor: Kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtülerini kontrol ederek tatmini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, kendini başkalarının yerine koyabilme ve umut besleme. Burada dikkat çekici bir başka hususta duygusal zekanın entellektüel zekaya göre çok daha geliştirilebilir olmasıdır.

Yüksek entellektüel zekaya sahip bireyler üretkenlikleri, eleştirellikleri ve başarılı zihinsel aktiviteleriyle ön plana çıkarlar. Sadece entellektüel zekası yüksek fakat duygusal zekası düşük olan bir birey iç dünyasında verimsizlik, iletişimsizlik, toleranssızlık ve zor memnun olma gibi sorunlar yaşayabilir. Yüksek duygusal zekaya sahip bireylerse kurdukları sosyal denge, duygularını başarıya odaklayabilme, etkili iletişim kurabilme, duygularını kontrol edebilme, sorumluluk alabilme, başarılı takım çalışması ve başkalarının düşüncelerine saygılı olma özellikleriyle ön plana çıkarlar. Sadece yüksek IQ ya da sadece yüksek EQya sahip olma, kişinin başarıya ulaşma şansını olumsuz etkileyebilir. Her ikisine aynı anda sahip olan yönetici başarı için en ideal kişisel özellikleri bünyesinde barındırmış olacaktır.

Geçen yazılarımda tavsiye ettiğim Prof.Dr. Tamer Koçelin İşletme Yöneticiliği adlı kitabında da bu noktaya değinilmiş: Yöneticilik eğitim, hesap kitap, ölçme, istatistik, yönetmelik, prosedürlere dayanan bilimsel yanı ağır basan bir iş, liderlik ise insanları kendi istekleri ile davranışa sevk edebilme, insanlara ileriye bakarak ulaşmaya değer saydıkları hedefler verebilme yani sanat yanı ağır basan bir iştir.

Peki kim liderdir, kim yöneticidir? Bunlar ayrı insanlar mıdır?  Her işletmede her ikisinden bulundurmak gerekli midir? İşleri doğru yapanlar, doğru işleri de yapamazlar mı? Liderlik ve yöneticilik kavram olarak birbirlerinden ayrı ve anlaşabilir olmalarına rağmen gerçek hayatta bunları birbirinden ayırabilmek oldukça zordur. Çünkü oranları değişmekle birlikte her bireyde IQ ve EQ vardır. Üstlerimiz olarak çalışan insanlarda da hem yöneticilik hem de liderlik özellikleri farklı oranlarda bulunmaktadır. Bizim onları yönetici veya lider olarak tanımlamamız, onların hangi yanlarının ağır bastığı ile ilgilidir. Ama ikisinden birinin hiç olmaması durumu tamamen teoride olabilecek uç durumları ifade etmektedir. Bana göre iş yaşamı için en ideali tıpkı yemekte olduğu gibi bilimle sanatı harmanlamak yani lider ile yöneticiyi birleştirmektir. Lider Yönetici kavramını bu amaçla kullanan pek çok yazar ve düşünür bulunmaktadır.

Murat Toktamışoğluda Kot Pantolonlu Yönetici adlı eserinde aynı konuya  şöyle yaklaşmaktadır:  Yöneticilik ve liderlik arasında bir seçim yapmak için çabalayan kişiler vardır. Kimi liderliği, kimi yöneticiliği ön plana çıkarıyor demiştim. Bizim ihtiyacımız farklı. İhtiyacımız olan kavram Lider Yöneticilik tir. Beynini ve yüreğini, aklını ve ruhunu sentezleyen Kot Pantolonlu Yöneticiler arıyoruz biz... Devamında ise: Etkili yönetim, hem sanatı hem de bilimi içinde barındırır. Sanat kısmı liderlik ruhu, bilim kısmı ise yöneticlik aklıdır. şeklinde düşüncelerini özetler. 

Sonuç

Yönetici yemeğe lezzet katan kişidir. Hem bilimi hem de sanatı işini icra ederken kullanmak zorundadır. Çünkü yöneticinin görevi iş, insan, makina ve bunların etkileşimleri ile ilgilidir. İnsanları, makineleri, malzemeleri ve süreçleri bilimsel yöntemlerle harmanlarken, işin sanat yönünü yani yaratıcılığı, motivasyonu, güveni, dayanışmayı ve yardımlaşmayı da yönetimin içine katabilmelidir. Yemeğe gerektiğinde tuz, gerektiğinde acı, gerektiğinde tatlı ve gerektiğinde ekşi katarak arzu edilen lezzeti yani başarıyı yakalamalıdır. Unutmayın, sadece iyi malzemeleri bir araya getirerek iyi yemek yapmak mümkün değildir.

SUBCONTURKEY Yan Sanayi ve Tedarikçi Gazetesinin 75. sayısını kutladığı bu baskıda, ben de sizlere 18 sayıdır eşlik etmenin keyfini yaşıyorum. Umarım yazdıklarım sizlere bir nebze de olsa faydalı oluyordur. Şimdiye kadar bana e-mail gönderen ve düşüncelerini paylaşan okuyucularıma teşekkür ediyorum. Diğer okuyucularımın da e-mail göndererek benimle iletişime geçmeleri beni daha çok motive edecektir. Hangi konuda olursa olsun siz çağdaş Türkiyenin çağdaş yöneticilerinden e-mail bekliyorum. Nice sayılara hep birlikte ulaşmak dileğimle, iyi çalışmalar...

 

  İlgili Haberler

 

Gangnam (G.Kore) Style: Verimli ve Dev Şirketler Oluşturmak
CTC Eğitim, Bireysel / Kurumsal Koçluk ve Kuruma Özel Eğitim Hizmetleri Veriyor
Beyaz eşya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eşya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eşya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR

  İlgili Yazılar

 

Yeni Hükümetin Dış Politikası AB Öncelikli mi Olacak?
Ertelemeyin…
Ertelemeyin…
Eğitimde Kalite
İnsan ve Toprak
 

http://www.dipnotapps.com/counter/count.php?banner_id=1046
















































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi