Geçen senenin son ayında yoğun bir şekilde Türkiye-den birçok firma yetkilisinden telefon ve mail aldım. Telefon ve maillerin içeriği, -2012-de neler olacak?- sorusuyla özetlenebilir. Soru basit, yanıtıçok çetrefelli. Birçok üst düzey yönetici, şirket hedef ve hesaplamalarını yaparken benimde fikrimi öğrenmek istemişler, sevindim. Elimden, aklımdan geldiği kadarıile yardımcıolmaya çalıştım. Bu konuda düşüncelerimi zaten SUBCONTURKEY-in okuyucularıile sürekli paylaşıyorum. Ama burada ayrıbir durum sözkonusu. O da ilk defa şirket profesyonel yöneticileri arıyor ve sektördeki öngörü ve senaryolar karşısında hem düşündüklerini hem de almak istedikleri tavrıbenimle paylaşıyorlardı. Evet, şimdi profesyonel yöneticiler devrede. Şirket yönetiminde profesyonellerin daha fazla devrede olmasısevindirici bir gelişme. Bu da artık sektörün ve de küreselleşmenin bir zorunluluğu olarak profesyonelleşmeye verdiğimiz önemi göstermektedir.
Eskiden de firma sahibi arkadaşlarla gelecek yıl nasıl olacak konusunda sohbet eder ama sonrasında onların -kendi bildikleri- doğrultuda hareket ettiklerine tanık olurdum. Ee, ne de olsa patron kültürü. Patron her zaman herşeyin en iyisini ve doğrusunu bilir. İşin şakasıbir yana, şirketlerimizin profesyonelleşmesi ve stratejik yaklaşım artık bir zorunluluktan ziyade temel bir ihtiyaçtır. Bu konuya sonra tekrar değinmek üzere şimdi 2012 üzerine bazıdüşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Zor Bir Yıl
Almanya-da tam da krizin merkezinde ama krizden en az etkilenen ülkede bulunmaktan kaynaklıolarak 2012-nin zor bir yıl olacağınısöylemek kahinlik olmasa gerek. Almanya 2011-i yüksek performansla geçirdi. Bunda daha önceki yıllar ertelenen yatırımların ve faaliyetlerin etkisi tabii çok büyük. 2011 son çeyrekte makro bazırakamların düştüğünü ve bunun 2012-de devam edeceğini söyleyebiliriz. Avrupa Birliği ekonomisinin motoru olan Almanya, 2012-de % 0,5 ve en iyimser hali ile de en fazla % 1 büyüme bekliyor. Bu çok kötü bir oran değil. Bu rakam ile Almanya, Çin ve ABD-nin ardından 3.-lük önemini korur. Kaldıki, Çin-de reel ekonomik gelişmelerden en fazla nasiplenen ülkenin Almanya olduğu da unutulmamalıdır.
2012-de Almanya-nın ithalatıtıpkı2011 seviyesinde olacak. İhracat rakamlarında – Avro-nun bilindik seviyesine rağmen- biraz düşüş bekleniyor. Dolayısıile ihracatın ekonomik büyümeye etkisi 2012-de daha düşük olacak. Genel olarak Almanya-nın diğer AB ülkelerine göre, 2012 için daha hazırlıklıve donanımlıolduğunu söyleyebiliriz. Almanya dışında Fransa, İtalya 2012-de daha çok borçlanma ve kemer sıkma politikalarıile uğraşacağa benziyor.
Sektör açısından bakacak olursak, Alman otomotiv ana ve yan sanayi firmalarının büyüme rakamlarında hem ülke içi hem de ülke dışında çok büyük bir kırılma beklenmiyor. Genelde çok az miktarda düşüş ya da 2011 seviyesinin tutturulacağıbeklenmektedir. Ülke içindeki düşüş yakın coğrafyalarda büyüme ile kompense edilmek isteniyor, yani doğu avrupa ülkeleri ve Rusya önem kazanıyor.
Türkiye Açısından Anlamı
Değişik yazılarda da belirttiğim gibi, 2012-de Türkiye yan sanayi firmalarının Avrupaya ihracatında düşüş beklemiyorum. Aksine bir artış olacağınıtahmin ediyorum. Zira, Almanya-ya olan ihracatımız bu ülkenin ithalatında önemli bir yer tutmuyor. Bunu artırma potensiyaline sahibiz. Yeter ki, bu potensiyali nasıl kullanacağımız konusunda net stratejilere ve enstrümanlara sahip olalım. Almanya en iyi tanıdığımız pazar olmasına rağmen sektörel olarak bu ülkede hala başarılısayılmayız. Eksikliklerimizin başında; küresel perspektif, Ar-Ge faaliyetlerinin azlığı, proje management ve yalın maliyet hesaplama alanında zayıflıklar sıralanabilir.
Bu eksiklilerin giderildiği bir süreçte Almanya-da, Avrupa-da daha fazla projeden pay alabileceğimiz açıktır. 2012 araç trendinde hem teknolojik hem de ticari anlamda bazıdeğişiklikler yaşayacağımız aşikar. Bu değişikliklere zamanında karşılık vermek ve adaptasyon önümüzdeki yıl önemli görevlerimizden olacaktır.
Sektördeki Alman firmalarının 2012 beklentileri ve yönelimleri konusundaki görüşlerimi merak edenler için Taysad Dergisine yazdığım makaleyi okumalarınısalık veririm. Zira o makalede stratejik yaklaşım için bazıönemli konulara değinmeye çalıştım.
Krizi fırsata çevirelim demeyeceğim AMA kazanılacak o kadar çok projenin olduğunun altınıbir kez daha çizmek isterim.
Ahmet Yılmaz