SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   26 Eylül 2020, Cumartesi

Mart 2011 Sayısı

Yıl : 8 | Sayı : 83

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Arşiv
     İletişim

http://www.subconturkey.com.tr




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 

























 

Dr.İlhami Fındıkçı
Davranış Bilimleri Uzmanı, ifindikci@degerdanismanlik.com.tr


Kişilik Nedir? Nasıl Oluşur?


Kişilik, kısaca, İnsanı öteki bireylerden ayıran, onu, kendisine has yapan özelliklerin tümü, olarak tanımlanabilir.

Çeşitli özelliklere sahip olarak dünyaya gelen insanoğlu, zaman süreci içinde giderek gelişir ve toplum içindeki yerini alır. Uzmanlar, çocuk gelişimini genellikle beş ana başlık altında incelemişlerdir. Bunlar; bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimle kişilik gelişimidir. Bu gelişim alanları birbirleri ile çok sıkı bir ilişki ve etkileşim içindedir. Aslında her çocuk, kendisine has bir gelişim gösterir. Ancak insana ilişkin başka birçok olayda olduğu gibi, gelişim konusunda da ortalama sınırlar belirlenmiştir. Böylece bireyler hakkında bilgi edinilmesi ve çeşitli gelişim gecikmelerinin farkına varılması daha kolay olmaktadır.

İnsanlara ilişkin ilk bilimsel çalışmalardan bu yana kişilik konusu üzerinde durulmuş ve çok çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Kişilik (şahsiyet-personality) sözcüğü, persona sözcüğünden geçer. Persona, Eski Yunanda, tiyatro oyuncularının canlandırdıkları tipler için yüzlerine taktıkları maskeye denirdi. Kişilik sözcüğü, günlük hayatta sıkça, daha çok bireyin kendisine has davranışlarını ifade etmek amacıyla kullanılır. Günümüzde her bireyin farklı özellikler taşıyan bir kişilik yapısına sahip olduğu bilinmektedir.

Kişilik konusunda pek çok tanım yapılmıştır: Kişilik, birbirlerini tamamlayıcı biçimde işlev yapan değişik katmanlardan oluşmuş bir bütündür, (Köknel, 1983 s.37). Kişilik, insanın beden ve ruh özelliklerinin bir araya gelmesinden oluşmuş bir bütün ve ahenktir, (Özgür, 1982 s.55).

Kişilik, bireyin bedensel ve devimsel (harekete yönelik) yapısının; benlik oluşumunun; bilişsel, duygusal ve kişisel toplumsal tepki biçimlerinin özgün, karmaşık ve devingen (hareketli) bir bütünüdür (Bakırcıoğlu, 1988, s. 49).

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi uzmanlar, daha çok ‘kişiliğin, bireysel özelliklerin oluşturduğu bütünü, üzerinde durmuşlardır. Kişilik kısaca İnsanı öteki bireylerden ayıran; onu, kendisine has yapan özelliklerin tümü, olarak tanımlanabilir. Kişinin olaylar karşısında gösterdiği ve belirli bir devamlılık kazanan tepkileriyle kendisi ve kendisi dışındaki insanlar üzerinde bıraktığı etkilerin toplamının, onun kişiliğini oluşturduğu söylenebilir.

Kişilik ile iç içe olan mizaç (huy-temperament) bireyin doğal ve ruhsal özelliklerinin tümünü ifade ederken; karakter (seciye-character), bu özellikler içinden bireyi başkalarından ayıran temel nitelikleri anlatır.

Dikkatli bir biçimde gözlendiğinde, çevredeki insanlar arasındaki kişilik farklıkları hemen insanın gözüne çarpar. Kimi insanlar uyarıcılara ani ve sert tepkiler verip telaşlı davranırlarken, kimileri daha sakindir; kimileri üzüntü kaynağı olabilecek olaylar karşısında bile soğukkanlı davranabilirken, kimileri en mutlu günlerinde bile üzülecek bir şey bulur; kimilerinin ilgi odakları çoğunlukla yine kendileriyken kimilerininse ilgileri kendi dışındaki insanlar üzerinde yoğunlaşır.

İşte tüm bu durumların söz konusu bireylerin farklı kişilik yapılarına sahip olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Belirgin özellikler bulunmasına karşılık insan tüm özellikleriyle bir bütündür. Dolayısıyla insanın sahip olduğu tüm özelliklerin, onun kendisine has oluşunda etkili oldukları görülmektedir. Bu açıdan kişilik gelişiminin, insanın tüm gelişim aşamalarından etkilendiği ve tümünün ortak bir sonucu olduğu düşünülebilir.

Kişilik Konusundaki Çalışmalar

Kişilik konusundaki çalışmalara bakıldığında, çeşitli sınıflamalar göze çarpar. Hipocratesin çalışmaları, bu konudaki ilk incelemelerdendir. Hipocrates (M.O. 460-377), insanları, beden yapısıyla mizaç arasındaki ilişkiye göre hafif kanlı, serin kanlı ve donuk kanlı olarak üçe ayırmıştır. 1800lü yılların sonlarına doğru kimi ailelerin soylarını inceleyen Galton, genetik özelliklerin öteki kuşaklara aktarılması konusunda çalışmalar yapmıştır. E. Kretschmer, üç temel (piknik, astenik, atletik), bir de karışık (displastik) kişilik tipi belirlemiş ve kendisinden sonraki bilim adamlarını oldukça etkilemiştir. Sheldon da beden yapıları üzerinde durmuş ve kişileri, gösterdikleri davranış biçimlerine göre üç tipe (endomorf, mezomorf ve ektomorf) ayırmıştır.

İsviçreli sinir hastalıkları hekimi ve psikolog C.G. Jung, kuramında, insanları sahip olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalar, ailenin hemen her konuda olduğu gibi, çocuğun kişilik gelişiminde de son derece önemli bir role sahip olduğunu göstermiştir.

Çocuk çeşitli kalıtımsal özelliklere sahip olarak dünyaya gelir. Kişiliğin gelişmesinde ve şekillenmesinde etkili olan bu özelliklerin, gelişmesi söz konusudur. Böylece, bu özelliklere sosyal öğrenmeler sonucu çevreden edinilen bilgilerin de eklenmesiyle kişilik, daha kararlı bir şekil alır. Kişiliğin çekirdekleri yaşamın ilk yıllarında atılır ve oluşur. Ancak, kişiliğin gelişmesi ve son biçimini alması, gençlik çağının sonuna kadar sürer, (Köknel, 1983 s. 37). Burada önemli olan, ailenin, çocuktaki eğilimlerin olumlu ya da olumsuz biçimde ortaya çıkmasını sağlayacak ortamı oluşturma gücüne sahip olmasıdır.
  
Anne-babanın kişilikleri, çocuklarına karşı tutumları, çocuğun gereksinimlerini karşılamaları, çocuk yetiştirme biçimleri, ahlak anlayışları ve en önemlisi sergiledikleri yaşam biçimi, çocukların kişilik gelişimini olumlu ya da olumsuz biçimde etkileyebilmektedir. İlk iki yaş içinde beslenme, temizlik vb. gereksinimlerin en iyi biçimde karşılanması, bu dönemde çok önemli olan temel güven duygusunun yerleşmesi açısından önemlidir.
  
Anne-babalar, tüm davranışlarıyla çocuklara özdeşim modeli oluşturur. Çocuklarda yerleşen ve devamlılık kazanan birçok davranış, anne-babalarını model almaları sonucu gerçekleşir. Dolayısıyla çocuğun sağlıklı bir kişilik gelişimi göstermesi için anne-babanın her şeyden önce olumlu davranışlar sergileyerek, iyi birer örnek olmaları gerekmektedir.
  
Ailenin çocuk yetiştirme tutumunun da özellikle çocuğu duygusal ve kişilik gelişimine etkisi olduğu bilinmektedir. Aşırı baskılı ya da bunun tam karşıtı olan aşırı hoşgörülü ve gevşek çocuk yetiştirme tutumları, çocuğun güvensiz bir kişilik yapısı geliştirmesine yol açabildiği gibi, çeşitli uyum ve davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına da yol açabilmektedir.
  
Kişilik, daha çok çocuğun ya da yetişkinin başka insanlar üzerinde bıraktığı etkilerin yorumlanması sonucu çeşitli biçimlerde sınıflandırılmıştır. Bir de çocuğun kendi kişiliği hakkındaki fikir ve yorumları söz konusudur. Nitekim çocuğun kendisini algılayışı, kendisine verdiği değer, kişilik yapısını belirleyen önemli özelliklerdendir. Çocuğun kendisi hakkındaki yorumlarının oluşmasında aile ve çevrenin çocuğa ilişkin değerlendirmelerinin önemli bir rolü vardır. Çocuk kendisine yönelik yorumlamalarla gerçek benliği hakkında fikir sahibi olur ve kendisini değerlendirir. Benlik kavramının, kişiliği oluşturan ve daha çok kişiye yönelik bir kavram olduğu söylenebilir. Benlik, insanın kendi kişiliğine ilişkin kanılarının toplamı, insanın kendisini tanıma ve değerlendirme biçimleridir, (Köknel, 1983, s.101). Çocuğun kendisini beğenmesi, sınırlılıklarının farkına varması, kendisini farklı bir birey olarak tanımlaması, onun kendisi hakkındaki görüşlerini oluşturur.
  
Eğer çocukla olan ilişkiler ve onun hakkındaki değerlendirmeler gerçekçi değil ve sürekli olumsuz yönde ise bunların sonucunda kendisi hakkında fikir sahibi olacak çocuğun değerlendirmeleri de gerçeğin dışında olacaktır. Örneğin anne ve baba söz ve davranışlarıyla çocuğun değersiz olduğunu, işe yaramadığını belirtiyor, üstelik de bunu başkalarının yanında da yapıyorlarsa, çocuk sonunda kendisinin gerçekten böyle olduğunu düşünecek ve kendisini böyle görecektir.
 
Çocuk, kendisi hakkındaki değerlendirmeleri sonucu benliği hakkında bilgi sahibi olduktan sonra benliği için bazı idealler belirler ve buna ulaşmak ister. Ulaşılmak istenen özelliklerin toplamı ideal benliği oluşturur. Gerçek benlik, çocuğun davranışlarıyla ortaya koyduğu özelliklerin toplamı iken, ideal benliğin çocuğun ulaşmak ve sahip olmak istediği özelliklerin toplamı olduğu söylenebilir.

Dikkat edileceği üzere çocuk, kendi özelliklerini, önce kendisine yönelik davranışlardan ve çeşitli deneyimlerinden tanır; sonra, kendisini değerlendirir; sahip olmak istediği özellikleri ise bu aşamalardan sonra belirler. Dolayısıyla bu her iki benlik arasında belirli bir farklılığın olması doğaldır. Çocuğun gerçek ve ideal benlikleri arasında fark olabilir, (Jersıld, 1983, s. 190). Aile, çocuğun kendisini geliştirmesi ve ideallerine ulaşması konusunda ona yardımcı olmalıdır. Ancak bu ideallerin, gerek çocuğun gerekse ailenin olanakları çerçevesinde ve ulaşılabilir olmasına dikkat edilmelidir. Ailede çocuk sürekli olarak aşağılanıyor. Değer verilmiyor ve ona bir birey olarak saygı duyulmuyor ise çocuğun kendisine olan saygısı düşük olacak ve güvensiz bir kişilik yapısı geliştirecektir. Doğru olan yaklaşım, çocuğa ailesi için değerli olduğunun hissettirilmesi ve ona söz hakkı tanınmasıdır.

Çocuk, gerek kendisini gerekse kendisi dışındaki dünyayı değerlendirirken, ben merkezci (egocentric) düşünce biçimine sahiptir. 6-7 yaşlarına kadar süren ve çocuğun kendisini merkez aldığı bu düşünce yapısının sonucu olarak çocuk, başkalarının fikirlerine açık değildir. Çocuktaki bu düşünce yapısının, gelişiminin doğal bir sonucu olduğunun bilincinde olunması gereklidir.
 
Sağlıklı bir kişilik gelişimi için çocuğun tanınması, bir birey olarak ona saygı duyulması, bunun için de iyi bir ana-baba-çocuk ilişkisinin kurulmuş olmasına dikkat edilmelidir. Anne-babanın, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan disiplin ve ahlak anlayışı, çocuğun bağımsız bir kişilik geliştirmesini sağlayacaktır.

Kişilik Gelişimine Aile Dışındaki Çevrenin Etkisi

Kişiliğin, bir bakıma çocuğun çevresiyle kurduğu ilişkilerin ve insanlar üzerinde bıraktığı izlenimlerin bir sonucu olduğu düşünülürse, aile dışındaki çevrenin de kişilik gelişiminde etkili olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. Toplumun sosyo-kültürel yapısı, değer yargıları, inanç sistemi ve ahlak anlayışı, çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynar.
 
Sosyal bir kurum olan okul, kişiliğin gelişmesinde etkili olan çevresel etkenlerin başında sayılabilir. Bilindiği gibi çocuğun hayatında okul çok önemli bir yer tutar. 

Öğretmenler, anne-babadan sonra, çocuğu en çok etkileyebilen kişilerdir. Kişilik gelişimi açısından, yukarıda anne-babalara yapılan öneriler, öğretmenler için de geçerlidir. Öğretmenin çocuğu anlamaya, tanımaya çalışması, başarısızlıkları karşısında uygun tepkiler göstermesi, aşağılayıcı söz ve davranışlardan kaçınması, ona güven vermesi ve sağlıklı bir yetişkin modeli oluşturması gereklidir. Çocuğun, ancak bu durumda kendisine güvenen bağımsız bir kişilik gelişimi göstermesi beklenebilir.
  
Sosyal bir kurum olan okul, kişiliğin gelişmesinde etkili olan çevresel etkenlerin başında sayılabilir.

Çocukların kişilik gelişimini etkileyen çevresel etkenler arasında, kitle iletişim araçları giderek daha önemli bir yer almaya başlamışlardır. Kitap, gazete, dergi, sinema, radyo ve televizyonun, çocuğun düşünce yapısının oluşması ve gelişmesinde, çeşitli eğilimlerinin belirgin biçimde ortaya çıkmasında etkili oldukları bilinmektedir. Son zamanlarda özellikle televizyonun çocuklar ve gençler üzerindeki etkisi konusunda yapılan araştırmalarda ilginç sonuçlar elde edilmektedir. Nitekim çocuk ve gençlerin, en az haftalık ders saatleri kadar bir zamanlarını televizyon karşısında geçirdikleri bilinmektedir. Araştırma sonuçları, televizyonun kişilik gelişmesinde önemli etkenlerin başında geldiğini ortaya koymuştur. Televizyon, karakter oluşumunda temel bir rol oynamaktadır, (Baltaş, 1987. s. 7). Televizyonun genelde çocuk ve gençleri etkilemesi konusunda olumlu ya da olumsuz, tam bir fikir birliğine varılamamış ise de kişilik gelişimini etkilediği bir gerçektir. Televizyon ve öteki kitle iletişim araçlarındaki yayın programlarının, bu açıdan da gözden geçirilmeleri gerektiği söylenebilir.

Sonuç olarak, çocuğun kişilik gelişiminde, kalıtımsal etkenler yanında, çevresel etkenlerin de büyük rol oynadığı görülmektedir. Çevresel etkenler içinde, sağlıklı ilişkilerin yer aldığı aile içi ortamının önemli olduğu, ancak tek başına yeterli olmadığı; çocuğun kişiliğinin, eğitim öğretim süreci, toplumun sosyo-kültürel yapısı ve kitle iletişim araçları gibi birçok olgudan etkilendiği söylenebilir.

 

  İlgili Haberler

 

İlgili haber bulunamadı!

  İlgili Yazılar

 

İlgili yazı bulunamadı!
 

http://www.subconturkey.com.tr




















































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi